Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz.
daha fazla bilgi
yaladığında yüzünde istemsiz kasılmalara sebep olan, ekşigillerden bir meyve.
bizim evin olmazsa olmazı. son 3 tane kalınca evde kırmızı bültene sebep olur. hastalık konusunda evhamlı bir kocanız varsa her gün bir limon sıkılarak yenir.
geçen yıldan farksız olarak yine kadınların yürüyüşü yasaklanmış ve kadına şiddetle noktalanmış gündür. siyasiler yine hemcinslerine " devam " mesajını verdiler. iki gün sonra yine çıkıp bir yerlerde kadına şiddete karşıyız, önlemlerimiz aldık bir hapishane daha inşa ettik diye konuşurlar.
gün içerisinde bir çok anda yaşadığımız şeylere cevap veren iç ses.
mahallenin birinde küçük bir dükkanı sünnetçi tutmuş. temizlik hazırlık felan... açılış günü gelmiş. mahalleli bir de bakmış ki vitrinde çalar saat duruyor.
bütün mahalleliyi bir merak sarmış. neden çalar saat diye. biri cesaret edip sormuş. ya hu demiş he şeyi anladık ta neden çalar saat?
makine öğrenimi. yazılım programlarının açık bir şekilde programlanmadan sonuçları tahmin etmede daha doğru olmasını sağlayan bir algoritma kategorisidir. makine öğrenmesinin temel dayanağı, giriş verisini alabilen algoritmalar oluşturmak ve çıktıları yeni veriler ortaya çıktıkça güncellerken bir çıktıyı tahmin etmek için istatistiksel analiz kullanmaktır.
hikayenin adı:defneli
akşam güneşinin son huzmeleri odanın duvarlarında geziniyordu. en son çağlar’ın omzuna değdi, ardından bulanık bir gri ile doldu ev. koltukta kumanda ile sürekli kanal değiştiren kocasına umursamaz bir bakış fırlatıp, berjerden kalktı...
canım sıkıldı... bir kek yapayım. neli olsun dedi kendi kendine.
“sen en çok havuçlu tarçınlı seversin” dedi adam.
“sen de kakaolu” dedi kadın yarım bir gülümseme ile. “akşam yine halı saha maçı mı var?”
“biliyorsun işte bizim çocukları, gitmezsem burnumdan getirirler.”
“biliyorum.” mutfağa girip, buzdolabını açıp boş, boş bakıp, kapattı. tariflerin olduğu rafa yöneldi, eline çorba tariflerinin olduğu yemek kitabı geldi... “o çorba içmeyi sevmez” dedi, kenara attı. bir pasta kitabı buldu ama aradığı tarif bunda değildi. kitapları bırakıp, buzdolabına döndü.
“bu sefer hiç yapmadığım bir kek yapacağım”
“neli?” dedi, mutfağın kapısında dakikalarca onu sessizce izleyen adam. adama hiç bakmadı, cevap vermedi. kafasını dolaba gömmüş, sanki hiç olmayan bir şeyi arıyordu. işin komiği aradığı şeyin orada olmadığını biliyordu... çok başka bir kek yapacağım. belki kendi adımı veririm "defne keki"
“kulağa hoş geliyor” dedi adam hep takındığı alaycı gülümsemesi ile. dolabı tekrar açtı kadın. bu sefer kafasında tam oturtmuştu ne yapacağını. sebzelikten yeşil elmaları çıkardı, masaya koydu. üç yumurta ve sütü de masada elmaların yanına. erzak dolabından un, tarçın, şeker, kabartma tozu ve vanilyayı da diğer malzemelerin yanına koydu. elmaları soyup, küp, küp doğarken;
“ keşke adem o elmayı hiç koparmasaydı...”
“nereden çıktı bu?” dedi çağatay. masanın üzerinde duran elmalardan birini alıp, önce tşörtü ile silip, katır kutur yemeye başladı. bunu bilhassa yapıyordu.
“daha sessiz yer misin?” diye söylendi defne... ( çocuğuna kızmış da kırılmasın diye dişlerinin arasından tıslarmış gibi)
“ne olmuş ki, adem elmayı çalınca?”
“kadınlara yaranmak da imkansız diye güldü çağatay . “belki de adem, suçuna kılıf olarak kullandı havva’yı. belki de o elmayı adem yemek istedi. kesin öyledir, kadınlar hep haklıdır” dedi.
yanağından sulu, sulu öpüp, salona döndü. defne yanağını kolu ile sildi. tuhaf bir şekilde kızmıyordu ona. çok uzun yıllar evli olan insanlar kardeş gibi olurlar bir zaman sonra. yan yana geçinemezler ama uzaklaşınca canlarından bir parça kopuyormuş gibi acı duyarlar. şekerle yumurtaları çırptı ilk günlerde çağatay ile oldukları gibi köpük, köpük oldu kase. yavaş, yavaş sütü ekledi tıpkı birer, birer birbirlerine tanıştırdıkları arkadaşları gibi. sıvı yağı ekledi içine; bu da kabullendikleri, birbirlerinin kötü yanlarıydı. çağatay çok sigara içerdi. defne çok dağınıktı.
kabartma tozu ve vanilyayı ekledi. bunlar da diploma gibiydi olmazsa olmaz. çırpmayı bırakıp küp, küp doğradığı elmaları tarçın ve şeker ile tavada kavurmaya başladı. mutfağa yayılan enfes koku; ilk yıllarda yaşadıkları o muhteşem geceleri anımsattı. kek kalıbını özenle yağladı, tıpkı evini özenle döşediği gibi. en alta tarçınlı elma küplerini koydu. karıştırdığı kek hamurunu, özenle gezdirdi elmaların üzerinde. fırını 180 dereceye getirip, biraz bekledi. beklerken çağlar’ın askere gittiği günleri ve onu ne çok özlediğini anımsadı. keki fırına verdiğinde, rahatlama hissetti. tüm sorunları, o keki yapana kadardı sanki. fırının camından keki izlerken, ısıtıcının düğmesi açtı. çağlar'ın ona doğum gününde aldığı kupaya iki tatlı kaşığı kahve koydu, üzerine kaynayan suyu doldurunca, elmalı tarçınlı afrodizyak koku yerini keskin kahve kokusuna bıraktı. oldum olası, yalnızlığı anımsatırdı bu koku... kek daha fırındayken çağatay, eşofmanlarını giymişti bile...
“kekin pişmesini bekleseydin.”
“akşam dönünce bakarım tadına. neli oldu şimdi bu kek?”
“defneli.” defne, çağlar’ın yüzüne bakmayınca, çağlar da usulca kapıyı çekip, çıktı.
küçük bir stüdyo daire, yine duvarlarda yankılanan aşk seslerine şahit oluyordu. ara verdiklerinde, sarışın kadın duşa girdi. adam kumanda ile kanallar arasında gezinip, duruyordu. telefon çaldı. arayan sitenin güvenliği idi.
“alo buyurun” dedi adam
“efendim bir paketiniz var getirelim mi?”
“ne paketi?
“bilmem güzel bir kadın bıraktı, içinde kek olduğunu söyledi”
“ne keki?”
“defneli kek’miş” öyle söyledi...
ada gelsin, ailesi tamamlansın.
sözlükte büyüyen genç yazarımız, sevgili kardeşimiz, senin kadar heyecanla bekliyoruz. tüm iyi dileklerimiz seninle ve cici ailenle. fotoğrafı mutlaka bekliyoruz.
ada'yı yazar abla, teyze, abi ve amcaları da görmeli mutlaka.
kısa bir zaman önce belediyede 3 bin lira maaşı olan kişinin 10 bin sermayeli şirketinin haydarpaşa gari ihalesini kazanmış olması durumu hepimize devlet kurumlarında ihaleye girebilme umudu vermiştir.
-ironi içerir-
youtube için video çekerek, kazanç sağlama eyleminde olan insanlara verilen isim.
ilgi çekmek amacıyla çekilen saçma sapan videoları görmezden gelirsek bir çok faydalı bilgiye bu kanal ile ulaşabilirsiniz. dediğim gibi, neyi izleyeceğiniz sizin seçiminiz.
bahçemizdeki ceviz ağacının dallarında yaz kış her daim bir çift bulunan güzel mi güzel kuş. tek eşli kuşlardır. ve birbirlerine aşkları, bağlılıkları çok görünürdür. birlikte uçar, birlikte konarlar. erkek bir yem getirir dişiye verir dişi yemi yer ve sonra eşine öpücük verir gagasıyla. - yani yemekten sonra gagasını da erkek kuşa temizletiyorsa onu da bilemem -
yalnız fazla romantizmden aşktan mıdır nedir hep bir sersem halleri vardır bu kumruların. mesela yuva yapmazlar yıllardır gözlemlediğim kadarıyla. ağaç dalına, çatı çıkıntılarına tünerler. dişi yumurtlayacağı zaman bir çiçek saksısı veya benzeri bir küçük alan seçer. nedense korunaklı olup olmamasına hiç aldırmazlar. bu yüzden yumurtalardan yavru çıkma yüzdesi epey düşük. üstüne yağmur yağar çünkü yada kedilerin, çocukların bile ulaşabileceği alanlar olur bazen. bazen yola konarlar, kedi tam dibine kadar gelir yine de uçmaz, araba üstüne gelir yine de uçup çekilmez yoldan.
bir de kışın üzerlerine kar yağarken onlar kondukları dalda birbirine iyice sokulup o dondurucu soğukta uyurken öyle güzel görünürler ki.
özellikle de güneşli ve tatlı bir günde sabah kahvaltısını hazırlarken dinlemeye bayıldığım şarkıdır. insanın içini kıpır kıpır ediyor, dans etmekten kendini alamıyorsun.
davet edildiğiniz etkinliğin bilgilerinin bulunduğu düzenlenmiş gönderi kağıdıydı. şimdiki zamanlar da ise watsap üzerinden gönderilmeye başlanmıştır. e çok da güzel olmuştur sonuçta kağıt, karton israfı ağaç israfı demektir.
sosyolojinin kurucusu kabul edilir.
3 hal kanununu ortaya atmış matematikçi filozof.
1. teolojik evre (din)
2. metafizik evre (soyut fikirler)
3.pozitif evre (bilim)
aşk; kişinin üremek için en doğru kişiyi içgüdüsel olarak seçmesidir. aşık olan kişi aşk duyduğu kişinin mükemmel olduğu illüzyonuna sahiptir. bu illüzyon kişiye her tür çılgınlığı yaptıracak kadar gerçektir. aşıkken onur gurur kelimeleri sözlükten silinir çünkü vücuttaki adrenalin artışı kişinin doğru düşünme yetisine ket vurur. kısacası aşk benim diyen insanları dize getiren en güçlü duygu halidir ve asla sıradanlığı sevmez. onlarca kalp arasından kalbine dokunana denk geldiysen eğer dört elle sarılmalısın.
tarihte aşk ile ilgili bir çok farklı yorum yapılmış olsa da benim favorim aşkın ciddi bir akıl hastalığı olarak tanımlanmasıdır.
arthur schopenhauer: aşk, insan türünü sürdürmek için bireye kurulmuş tuzaktan başka bir şey değildir.
platon: aşk, ciddi bir akıl hastalığıdır.
montaigne: aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir.
mevlana: aşk sandığın kadar değil yandığın kadardır.
charles bukowski'nin aşk yorumunu ise videodan izleyebilirsiniz.