eskiden dünyanın renksiz olduğunu düşünüp üzülmek

şimdide dünyanın renksiz olduğunu düşünüyor ve üzülüyorum dediğim başlıktır.
keşke büyüdükçe geçse.

davetiye

dijital çağ dediğimiz dönemde işlevselliğini kaybetmiş olan çağrı kağıdı. eminönü cağaloğlunda bol seçenek uygun fiyat bulunabilir.

ek gıda

taze anne mutfağında telaşlı sorularının döndüğü dönemin adıdır.
-sebze ile mi başlasam
-meyve ile mi başlasam
-ay yoğurdum tuttu mu acaba
-klasik yöntem mi yoksa blw mi

ilk zamanlar sadece tadımlar ile devam etse de ilerleyen zamanlarda (iştahlı bir bebeğiniz varsa) eğlenceli bir hal almaktadır.

dip not: ne kadar titiz olursanız olun, o ev mutlaka batacak. bu nedenle baştan rahat olmanızda fayda var.

diyanetin faiz açıklaması

oryantasyon

alıştırma ve tanıtım süreci.

kurşunlu

bursa'nın gemlik ilçesine bağlı eski rum köyü olan mahalle. yakın tarihte belediye olan kurşunlu, azalan nüfusu sebebiyle gemlik ilçesine bağlanmış ve mübadele zamanında selanik ve kosova'dan gelen türklere yuva olmuştur. mahallede hala kalıntıları olan 2 kilise vardır.

10 kilometre civarında uzun bir sahil yolu, plajı, bir yanı yemyeşil yamaçlar diğer yanı körfez, bursa'nın saklı cenneti.

dijital hizmet vergisi

vergi dairesinde elini ovuşturan vergi memurlarını görür gibiyim. oo fairy tale hanım merhaba sizi vergilendirelim. tabi ki macit bey

(bkz:macit beni evlendir)

köy yanar kahpe taranır

9 saatlik aktarmalı ibiza yolculuğu sonrası thy'ye seslenen şeyma subaşı'ya fatih altaylı'nın cevabı.

açıkcası altaylı'nın bu atasözünü köy yanar deli kız taranır olarak kullanmış olmasını tercih ederdim.
çünkü ne olursa olsun o bir anne. ve masum bir kız çocuğu gün gelecek bu saçmalıklarla boğuşacak. ki şeyma'nın altaylı'ya cevap videosununda da görebileceğiniz gibi kadın "benden bir şey beklemeyin" diyor. "beni önemli bir yere koymayın" diyor.
acun ılıcalı ile evlendi diye kusursuz bir kadın mı olması gerekiyordu? nedir şeyma'nın her yaptığını bu kadar olay yapmanız? görmezden gelin gitsin. bu altaylı'ya olan eleştirimdi.

gelelim şeyma'nın videodaki diğer sözlerine...
beni erkekler değil, kızlar, hatta küçük kızlar takip etsin diyor. pardon?
bu ülkenin kız çocuklarının doğru rol modellere ihtiyacı var. lütfen dileklerini doğru tut.

geleceği yazan kadınlar

turkcell'in yazılım yapan kadınlar için yapmış olduğu program. yazılım bilenleri, bilmeyenler veya kendini geliştirmek isteyenleri de daha iyi hale getirmek için tonn ile yapılan proje.

kadınların kendi yazılımlarını oluşturmasını ve girişimci olmalarını hedefliyor.

https://gelecegiyazanlar.turkcell.com.tr/gelecegiyazankadinlar

poşet yasası

bugün kabul edilen önemli bir yasadır.
bir sürü sorunumuz çözülecek, daha uygar, daha mutlu, daha sağlıklı yaşayacağız bundan böyle (!)
şaka bir yana çevre temizliği açısından güzel bir uygulama olabilir. ama sorunlar çığ olmuş, vatandaşı önüne katmışken, fazla üstünde durmaya değmez.

hayat van eck

onur saylak'ın yönetmenliğini yaptığı daha filminde gaza karakteri ile ismini duyurmuş genç oyuncu.
babası hollanda'lı annesi türk.

şimdilerde naim filmi ile esti gürledi. hatta sanki yaşamış ve naim olmuştu. çok yetenekli, şaşmamak lazım.

sevgi

iletişim kurabilen her canlı ruhunun temel ihtiyacıdır. bir öğretidir aynı zamanda. birinin size bunu aktarması gerekir, ve bunu ancak sizi severek yapabilir. eğer hiç sevilmezseniz sevmeyi öğrenemezsiniz, biri sizi doğru şekilde sevmezse siz de doğru sevmeyi öğrenemezsiniz.

sarı bez

yerine ne tür bir bez çıkarsa çıksın türk milletinin vazgeçilemeyen temizlik bezidir.

atatürkün gençliğe hitabesi

olağanüstü bir liderin, olağanüstü öngörüsü ile kaleme aldığı, günümüzü satır, satır anlatan, her türk gencine değil, her türk insanına rehber olması gereken hitabedir.
minnettarlığım her gün daha da büyüyor atam!

oryantasyon

kreşe başlayacak yavrum ile geçireceğimiz iki haftalık alıştırma süreci

çocuk yapmak

not: çocuk sahibi olanlar ya da düşünenler lütfen yanlış anlamasın. insan duygusal bir canlı. sadece mantık ile hareket etmiyoruz sonuçta.

mantıksız bulduğum eylem. inançlı ya da inançsız bireyler olmaksızın öldükten sonra gidebileceğiniz en az üç yer var.

1. cennet
2. cehennem
3. hiçlik (yok oluş)

henüz çocuk yapma fikrini aklından bile geçirmeyen müstakbel bir ebeveynin müstakbel çocuklarının şu an 3. seçenek olan hiçlikte olduğunu varsayalım. eğer çocuk yapma kararı ortaya çıkmazsa çocuk da var olmayacaktır.

diyelim ki karar verildi, çocuk yapıldı. çocuğu hiçlik konumundan alıp dünyaya getirdiniz. şimdi artık onun önünde, öldükten sonra gidebileceği 3 seçenek bulunuyor. her birinin ihtimalini eşit olarak düşünürsek ki belirsiz olduğu için abes bir yaklaşım olmayacaktır. elbette ki cennetlik çocuklar yetiştirmek sizin elinizde olabilir fakat o konuya daha sonra değineceğim.

çocuğunuz 1/3 ihtimalle cennete yani daha önce bulunduğu yerden daha iyi bir yere gidebilme şansına sahip ki ortam şartları bu ihtimali hayli azaltıyor da olabilir. 1/3 ihtimal ile daha kötü bir yere gidecek. diğer 1/3 ise zaten çocuğun geldiği yere geri gitmesi ihtimali oluyor ki bu da çocuğun, hayatı ne olursa olsun yaşamaya değer bulacağını varsaymak ön kabulü ile mantıklı olabilir. yani düşünsenize, sırf hayat yaşanabilir diye çocuğu hiç ortada yokken cehennem tehlikesi ile karşı karşıya bırakmış oluyorsunuz.

bir de kafama takılan bir ikilem var. bebekler öldüğünde cennete giderler inancına sahip insanların, bebekler öldüğünde üzülüyor olması. eğer gerçekten onların cennete gideceğine inanıyorsanız neden üzüyorsunuz diye sorasım geliyor. dünya zevklerini tadamadığı için mi yoksa aslında kendiniz için mi üzülüyorsunuz?

mesela kendi bebeğini öldüren bir adam/kadın aslında ona iyilik yapmış olmaz mı? yoksa öldükten sonra, hayatın kendisinden daha kötü şeylerle karşılaşması ihtimali de var mı? eğer çocuk doğrudan cennete gidecekse bu ona iyilik yapmak olurdu diye düşünüyorum. hatta ona yapılan bu iyilik karşılığında cehennemi göze alarak büyük bir fedakarlık da sayılır.

neredeyse hiçkimse, bu düşünce doğrultusunda hareket etmez. yani aslında mühim olan çocuğun akıbeti ya da ne olacağı değil, bizzat insanın kendisidir. çocuk yapmak, hayatta kalma ve yaşadığı ortama hükmetme dürtüsünden başka bir şey değildir.

hormonlar da evrimsel sürecimizin baharatı olsa gerek ki çocuk sahibi olmak tarifsiz duygular yaşatıyor insanlara. hatta onların başarıları ile gururlanmak...

tamamı şahsi görüşümdür tartışmaya açıktır.

edit: peki insan niçin çocuk yapar? aslında tamamen hayatta kalma içgüdüsü. genlerini sonraki nesle aktarmanın sizi hayatta tutacağına inanırsınız farkında olmadan. halbuki o çocuk sizin genlerinizle galaksinin diğer ucuna bile gitse oraya giden kişi siz olmayacaksınız. ancak içgüdüsel olarak, kendini hayatta tutmayı amaçlayan bir eylem olmuş oluyor neslini devam ettirmeye çalışmak. yani birden fazla hayvanın, herkese yetmeyeceği belli olan bir besin için birbiriyle kavga etmesi gibi pervasızca her şeyi göze alarak yaşamak için savaşmak. tıpkı hayatı tehlikeye giren her canlının verdiği savaş gibi. eğer sürüyü kovalayan bir aslan varsa, hiçbir ceylan sürüyü düşünmez. herkes kendi canının derdine düşer. çocukların hayatta kalması için kendini feda etmek ise, yine kendi neslini çocuğunun devam ettirme şansının daha yüksek olduğu inancından kaynaklandığını düşünüyorum. kendini ölüme, yok oluşa çocuğundan daha yakın hissediyorsan neslini devam ettirmek için önünde daha fazla fırsatı olan çocuğunun hayatta kalmasını tercih edersin. çünkü o senin neslini devam ettirecektir.

monokrom

tasarımın veya görseli tek renkten oluştuğunu anlatır. siyah ve siyahın tonlarından oluşan bir resim gibi

sokağa tüküren erkekler

sokağa tüküren insanlar değil, sokağa tüküren erkekler. bu güne kadar sokağa tüküren bir kadınla ben şahsen karşılaşmadım. başlığın da tanıma ihtiyacı yok sanırım , burada bulunuyor olmalarına ihtimal vermiyorum ama tesadüf ederlerse diye direkt olarak bu iğrençliği yapanlara hitap etmek istiyorum.

siz var ya siz, utanmadan, sıkılmadan höğk höğk yerlere tükürenler, o yere fırlattığınız vücut sıvınızdan bile daha mide bulandırıcı varlığınız. ya sizi kim öpüyor, kim sarılıyor size, kim sizinle aynı masada yemek yiyor ! ne biçim insanlarsınız be, gidin evinizin salonuna sıçın isterseniz ama sokaklar bir tek size ait değil. belli bir yaşın çirkin davranışı da değil üstelik, gencinden yaşlısına her gün biriniz yüzünden bu pisliğe illa tanık olacağız. kapıdan adımınızı dışarı atar atmaz, otobüs durağında, trafikte araç camından asfalta, bankamatik kuyruğunda her yerde ama her yerde ! bir gün çıldırıp o temizlediğiniz boğazınıza parmaklarımı dolayıp siz morarana kadar sıkacağım.

edit: imla

akide şekeri

padişahlık döneminde yeniçerilerin memnuniyetini sınamak için dağıtılan şeker. adı da anlaşma sağlanmasını teyit etmek maksatlı "akit" ten gelirmiş.

merkür

national geographic'in evrenin ucuna yolculuk adlı belgeselinde şöyle tarif edilen gezegen.

" güneşte cüceleşen ve kavrulan merkür. eğer güneşe fazlasıyla yaklaşırsan başına gelecek şey budur. burda ısı çılgınca değişiyor, gece eksi 170 dereceyken öğlen artı 400 dereceye çıkıyor. yanmış ve donmuş. bir de şu yaralara bakın, merkür'ün vahşi geçmişiniz izleri. boyutlarına kıyasla bu küçük gezegenin kuvvetli bir yerçekimi gücü var. göründüğünden daha ağır olmalı. ince bir kat kayayla kaplı bir demir topu gibi. bir zamanlar çok daha büyük olan bir gezegenin çekirdeği. belkide başıboş bir gezegen ölümcül bir kozmik tilt oyununda merküre çarparak dış katmanlarını parçaladı. "

ayrıca yükseleni de ikizler olan burcumun yönetici gezegenidir.

edit: imla