yalnızlık

kim söylemiş bilmiyorum ama katılıyorum " eğer yalnızlığı seviyorsan asla yalnız değilsindir. "

depresyona girmek

insanı hayattan soğutur. yaşam enerjisini düşürür. kimseyle görüşmek istemezsiniz. ağır depresifseniz yataktan çıkmak bile zor gelir, kilo kaybı yaşarsınız. görünürde hayattasınızdır ama ruhunuz ölmüş gibidir.

gelin makyajı

olunca vezir olmayınca rezil eden makyajdır.
profesyonel makyaj adı altında ne yazık ki oldukça maliyetlidir.
işinin ehli birine yaptırmak mantıklıdır çünkü o gün bir daha geri gelmeyecektir.

stiletto

ilk defa adını bu tarz benim yarışmasından duyduğum, 1.70in üstündeki nişantaşılı ablaların uçaklara dokunmak istercesine inatla giydiği, topuğunun boyu benim boyumla aynı olan ayakkabımsı nesnedir. ayakkabı demeye bin şahit.

galata kulesine mavi kravat

btük şehir belediyesi ve onkoloji derneğinin prostat kanserine dikkat çekmek için yaptıkları ne diyeceğimi bilemediğim şey. bıdı.

galata kulesinin imajı darmadağın olmuş gibi geldi. gülsem mi ağlasam mı bilemedim. hadi kuleyi anlarım ama kravat nedir?
galata kulesi ömrü hayatı boyunca böyle eziyet görmemiştir. reklam reklamdır iyisi kötüsü olmaz.

https://www.haberturk.com/galata-kulesi-ne-mavi-kravat-2523673

yeni yetmelere öğütler

sözlük yazarlarının yeni yetmelere verdiği öğütlerdir. derin bir mana ve bilgelik içerir... onu için dikkatle okunası başlık ve deneyim betimleridir.


buradan bir kaç tanesini yazalım.

-saygılı ol ama önce kendine ve düşüncelerine... savunduğun konu veya bir şey varsa kimseye değil önce kendine samimi ol...
- kimseye laf yetiştirmeye kalma.. eğer bir şey söyleyeceksen söyle ve bırak. kimin kim olduğuna okuyucu karar versin.
- sözlük bir podyum değil basit yaz, net yaz.
- geyik yapabilirsin ama fazla geyik cır cır eder.
-aramaya inan... bulanlar arayanlardır.
-yazdkların bir değer yaratsın boş içeriklerden herkes sıkılır. ne demiş barış ağabey, içi boş tencerenin bu sofrada yeri yok.
-anlaşılır ol. değerli olan budur. anlaşılmadığında sana iki puan fazla vermeyecekler. aksine seni ne kadar çok anlayan olursa o kadar popüler olursun. mezarlıklar anlaşılamadan ölenlerle dolu.
-istatistiklere girmek güzel bir şey ama yazdıkların spam kıvamında olmasın. yani her aklına geleni yazma bir ara bir sor, bir bak bakalım yazılmışı var mı? kısaca sakin ol şampiyon.
-yeni yetmelere saygılı ol ... sen de bir zamanlar oradaydın...
-kurallara uy... herkes eğlensin istiyoruz.
-yazmadan önce oku.
-sormaktan çekinme.

söz bohçası

dünür tanışma merasimi sonrası hazırlanan, tüllü, incili, sandıklı, nazar boncuklu şıkır şıkır bir masraf kütlesi (gv)
efendim, arkadaşımdan söz etmiştim. dünürleri ile tanışmaya gitti. başlangıcı sıkıcı olsa da, çok mutlu geri geldi.
dünürleri sıcakkanlı, gelini güzel ve içten bir kızdı. mutlu kayınvalide adayına, bir hafta sonra bir telefon geldi. gençler nişan tarihini belirlemişlerdi. mutluluk tavan yaptı.
küçük bir detay vardı. kızımızın ailesi geleneklerine bağlı bir aileydi. bohça isteniyordu. detaya girmeden çekirdek aileye ve geline bohça yapılacaktı. karşılık olarak, onlar da damada ve çekirdek ailesine bohça hazırlayacaklardı. bu akraba, komşu, eş, dost elaleme karşı, törenin şanındandı.
arkadaşım, avm yollarına düştü. gelinine, çamaşır takımı, bornoz takımı, ayakkabı çanta takımı, günlük kıyafet, gecelik sabahlık takımı, pijama takımı, tüylü terlik (olmazsa olmuyormuş) makyaj malzemesi, parfüm aldı. üzerine altın set, tek bilezik, saat, kolye aldı. daha da üzerine, anne baba ve kardeşlere hediyeler alındı.
bu alışveriş kısmı sözlükçüm. bu alınan hediyelere beyaz delik işi bohçalar alındı. bohçalara sarılan hediyelerin üzerine tül, dantel, yapma çicek ve incilerle süsleme yapıldı. bitti mi? bitmedi! (vapur satıcılarına benzedi burası)
kadife kaplı, incili süslemeli, iki adet sandık içine bu bohçalar yerleştirildi.
sandıklar götürülürken yanında, gümüş tepsiye yaptırılmış çikolata ve çicek de klasik olarak zaten gidecek.
tüm bunlar küçük çaplı bir servet sözlükçüm. çok güzel, çok keyifli bir telaş ama maddi durumu uygun olmayan aileler için, ciddi sarsıcı bir durum.
gelişmeleri aktaracağım sözlükçüm. onlar ermiş muradına diyelim...

parkinson

nörodejeneratif bir beyin hastalığıdır. hastalık adını ilk kez 1817'de titremeli felç olarak tarifleyen james parkinson'dan almıştır. hastalığın görülme sıklığı 60 yaş ve üzerinde alzheimer'dan sonra 2. sıradadır.

" normal olarak insan beyninde belli bölgelerde dopamin üreten beyin hücreleri (nöronlar) bulunur. bu hücreler beynin substabsiya nigra adı verilen belli bir alanında yoğunlaşmış halde bulunurlar. dopamin substansiya nigra ile vücut hareketlerini kontrol eden diğer beyin bölgeleri arasında mesajlar ileten bir kimyasaldır. dopamin insanların akıcı ve koordine hareketler yapmalarını sağlar. dopamin üreten hücrelerin %60 ila %80’i kayba uğradığında yeterli miktarda dopamine üretilemez ve parkinson hastalığının motor belirtileri ortaya çıkar. " ( kaynak : parkinsonderneği.org)
yani dopaminin artık üretilmemesi, az üretilmesi beyindeki sinir ağları arasında ki iletişimi sekteye uğratıp hareket kabileyetini kısıtlar, bununla birlikte titreme gibi kontrolsüz hareketlere yol açar.

hastalığın kesin nedeni bilinmemekle birlikte çeşitli tetikleyicileri olduğu belirtiliyor. bunlar,

" ileri yaş
ailede parkinson hastalığı öyküsü bulunması
kırsal yaşam, çiftlik ve kuyu suyu kullanımı
tarım ilaçları
erkek cinsiyet
kafa travması
demir, manganezin diyetle yüksek miktarda alınması
beyaz ırk
besinlerle alınan hayvansal yağlar
obezite
fiziksel ve duygusal stres "

parkinsonda koruyucu faktörler :
sigara kullanımı*
kahve ve kafein tüketimi
nonsteroid antienflamatuar ilaç kullanımı
antihipertansif ilaç kullanımı
alkol
fazla fiziksel aktivite "

kaynak ( medicalpark.com)

tüm hastalıklarda olduğu gibi parkinsonda da hastalığının erken teşhisi büyük önem taşıyor. ancak erken dönem belirtileri kolayca gözden kaçabilecek türden belirtilerdir. bunlar; uykusuzluk, kabızlık, koku duyusunda yitim, ve çok belirgin olmayan duruş bozuklukları, sık olmamakla birlikte denge kaybı ve düşme.

parkinsonun önleyici bir tedavisi yok. teşhis konuşduktan sonra seyrini yavaşlatmaya, yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik ilaç tedavisi uygulanır. her ne kadar zor bir hastalık olsa da çok korkulacak bir hastalık da değildir. görülme sıklığı genel olarak 60 yaş ve üzeridir. bu anlamda da yaşamı kısaltan bir hastalık değildir. eğer hasta 80 yaşına kadar yaşayacaksa bu hastalıkla birlikte aynı ömrü geçirecektir. ( en azından doktorların genel bildirimi bu yönde )


geçen yıl kız kardeşim annemin yürürken sol kolununun serbeste hareket etmemesinden şüphelenmiş ve kendince çaktırmadan takibe almaya başlamış. sonra annemin parmaklarında kendisinin bile farketmediği minik seğirmeler olduğunu da gözleyince, bize açtı konuyu. biz de yok canım dedik, bomba aynı yere iki defa düşmez. annem eşini kaybedeli 3 yıl olmuştu ve eşi agresif seyreden parkinsondan muzdaripti. 20 yıla yakın bu hastalıkla yaşamıştı. ama hayatını kaybetmesi tamamen parkinsondan kaynaklanan komplikasyonlardan değildi. son zamanlarında demans ile birlikte seyretmişti hastalığı. annemin eşiyle akrabalık bağı yoktu, ailede parkinson öyküsü yoktu. neyse bir uzmana gittik, gerekli kontorller, testler, emar vs yapıldı ve parkinson bulgusuna rastlanmadı. ama takip hastası olarak gözlemeye karar verildi. 3 ay önceki kontrollerde parkinson teşhisi konuldu ve ilaç tedavisine başlandı. şimdi eşiyle yaşadığı tecrübeden dolayı oldukça korkuyor, " ben de öyle mi olacağım " diyor. ama biz eminiz ki öyle olmayacak, çünkü tecrübelerimize ve gözlemlerimize dayanarak diyebilirim ki bu hastalık da pek çok hastalıkda olduğu gibi kişinin karakteri ile çok organize. zor bir karakterseniz, elbette hastalıkla birlikte x2 zor hale geliyorsunuz. ve bu devam ettikçe hastalığınız sizden daha güçlü bir hale geliyor ve çevrenizdekiler artık size ulaşıp size yardımcı olamaz hale gelebiliyor. tabi ki bu demek değil, melek gibi iyi çok pozitif bir insansanız parkinson size hiç bir şey yapmaz.


hastalığın seyrine göre ilaç dozları zamanla arttırılır ve bu da fazla ilaç kullanımından kaynaklanan yan etkilere neden olur, o yan etkiler için farklı ilaçlar almak gerekir ve bazı yan etkiler ilaçlarla da önlenemeyebilir. bu yan etiker halüsünatif haller, uykudan bağırark uyanmalar, istemsiz kasılmalar, unutkanlık, ani duygu değişimleri vb. olabilir. bu hastalıktan muzdarip bir yakınınız varsa bu tepkilerinin hiç birinin sizinle ilgili olmadığını bilerek, sabırla hareket etmelisiniz.


salı günü kontrol randevusunda sıra beklerken aynı nedenle orada olan kişilerden bir kaçınada yeni teşhis konulmuştu ve o kadar üzgündüler öyle endişeliydiller ki, olumlu ne söylense pek algılayabilir değillerdi. bu durumda hasta yakınlarına çok büyük iş düşüyor, onlar ne kadar az endişelenirse hastanın bunu kabul sürecide o kadar kolay oluyor. yani bu hastalık bir anda ilerleyip insanın hayatını elinden aniden alan bir hastalık değil. bu korku ve endişeye kapılmamalı teşhis konulmuş kimseler. çok ama çok uzun süre ilaç desteği ile kendi normal yaşamlarını devam ettirebiliyor, kendi işlerini görebiliyorlar. sonrasında ise diyelim 60 yaşında hastalığa yakalandı ve 75, 80 yaşında ne kadar iş görebilirse yine o derecelerde kendi yaşamını idame edebiliyor. son olarak hasta ve hasta yakınları benim tavsiyem, her anın tadını çıkarın birlikte. daha kaliteli zaman geçirin beraber. aceleniz olduğundan falan değil, bir musibet bin nasihatten evladır mantığından hareketle.

edit: imla

kadın erkek eşittir

kadın ve erkeğin, toplumda ve yasalar önünde aynı haklara, aynı imkan ve özgürlüklere sahip olmasıdır.

özellikle erkekler tarafından kadın erkek eşitliği genellikle " aynılık" ile karıştırılıyor. " allah allah, fizyolojimiz farklı, davranışımız farklı, bazı belirgin becerilerimiz farklı , nasıl kadın ve erkek eşit olabilir ki " deniyor. ben şunu yapabiliyorum, madem eşitsek sen de benim yapabildiğim bu şeyi yap o zaman gibi çıkarımlar yanlıştır. kadınlar " biz eşitiz, siz de çocuk doğurun " diyor mu?

bir de pozitif ayrımcılık denen bir şey var, bu da sürekli " eşitsek madem " klişesiyle bertaraf edilmeye çalışılıyor. nasıl ki çocuklara ve yaşlılar için gerektiği zaman pozitif ayrımcılığı gözetiyorsak kadınlar içinde bu yapılır. örneğin sıkış tepiş bir otobüste ayakta kalmış bir kadına, koltukta yer bulabilmiş bir erkek yerini verebilir. elbette bu bir zorunluluk değildir, ama pozitif bir ayrımcılıktır.

ayurnamant

adını ilk kez duyuyor olmama rağmen farkında olmadan benimsediğim akımmış. bence de mantıksız. *

balkanlar

bal kadar tatlı kanlı topraklar...

edebiyat

duyguları, düşünceleri, olayları, yazıyla anlatma sanatı, sözcüklerin dansıdır.
öykü olur gelir ders verir, düz yazıyla dert anlatır, romanla farklı zamanlara yolculuk yaptırır, biyografiyle birini sever ya da nefret edersiniz, şiirle belki gülümser, belki gözyaşı dökersiniz. büyülü bir dünyadır.
karanlığın üstüne ışık gibi doğmanın, en güzel yoludur. bu eserlere dokunmak, okumak, sindirmek, kafa yormak.

dyson

ıngiliz teknoloji şirketi.
süpürgesini kullanan birisine rastlasam ücreti ürünü karşılıyor mu diye sormak istediğim marka.

murphy kanunları

bir eliniz dolu iken diğer elinizle kilitli bir kapıyı açmak zorunda kaldığınızda, anahtar kesinlikle elinizin dolu olduğu taraftaki cebinizdedir.

cumhuriyet altını

uzun süredir uzaktan bakıştığımız, artan fiyatlarıyla birikimi olanları sevindiren, olmayanları derinden yaralayan altın.

çok da fifi

sümsük kuşu

30 ağustos zafer bayramı

sadece bir bayram olmasının ötesine ruhtur. ben bu şekilde, esaret altında yaşamayacağım ruhudur.
97 yıl olmuş bu sene . daha dün gibi.

beylikdüzü sahilinde bulunan bebek

yaşama hakkı hayata merhaba dediği anlarda çalınmış bebek.
bir poşet içinde, göbek bağı bedeninde, sahile vurmuş bir minik yavru.
istenmemesinin bir çok nedeni olabilir. hepsini bir yere kadar anlayabilirim.
miniğin canını neden alıyorsunuz? neden bir kaç saatlik ömrü, çöp gibi poşet içinde sonlanıyor? nasıl hem can veren, hem canını alan oluyorsunuz?
doğurdun, istemiyorsun! ne olur insanların bulabileceği, görebileceği bir yere bıraksan! aldığı nefesi geri al almasan, yaşam hakkını elinden almasan!
o kadar çok kadın var ki! bir evlat kokusuna hasret!
bu vahşeti anlayamıyorum. kabul edemiyorum.
affet bizi minik bebek! insanlık olarak bu kadar kötü olduğumuz için.

milyonlarca sperm arasından birinci gelmek

matematik olarak x kromozomunun y kromozomuna göre daha şanslı olduğu durumdur.
anneden gelen xx kromozomu ve babadan gelen xy kromozomu arasında oluşan istatistiksel rekabet yüzde yetmiş beş oranında dişi lehinedir.
cinsiyet tayin etme yöntemleri ile daha fazla olaya müdahale edilmezse ki sanmam, belki bir gün sadece kadınların olduğu bir dünya oluşur.
düşünmesi bile ürkütücü.