kadının beyanı delile bakılmaksızın doğru kabul edilmesi

düzgün bir hukuk sistemi şahısların cinsiyetiyle ilgilenmemeli.

delil aramaksızın kadının lafına güvenmek, "hiçbir kadın yalan söylemez." demektir ve bu uygulama insan haklarına aykırıdır. suçun kadını erkeği olmaz. bunu savunan kesinlikle faşisttir ve empati yoksunudur. hiçkimse bir başkasının ağzından çıkan birkaç cümle yüzünden işlemediği suçlardan hüküm giyemez. giymemeli. eğer öyle olması gerektiğine inanıyorsanız, kendi çocuklarınızın tecavüzcü damgası yiyerek hapis yatmasını ve kalan hayatını o leke ile geçirmesini diliyorum. umarım bu şekilde anlarsınız saçmaladığınızı.

sadece hukuk değil bugün herhangi bir yerde bir kadın tarafından iftiraya uğrayabiliyor erkekler. bunun sonucunda ne olduğunu bile bilmeyen, olaydan bihaber bir kalabalık tarafından darp edilebiliyorlar.

herhangi bir sevgili çifti düşünün mesela, mutlu mesut beraber yaşıyorlar. erkek ayrılmak istediğini söylüyor ve kadın tecavüz ettiği gerekçesiyle adamı şikayet ediyor... kadının vajinasında adamın sperm örnekleri de mevcut... hadi buyurun cenaze namazına.

bu tutum katil yetiştirir. bu tutum şiddeti arttırır. insanların haklarına açıkça saldırıp, onların uysal birer kedi gibi boyun eğmesini bekleyemezsiniz. ben burada erkek olarak değil bir insan olarak söylüyorum: eğer o şekilde bir iftiraya maruz kalırsam, o iftirayı atan şahıs, kadın ya da erkek, kendisine kaçacak delik arasın. dünyasını başına yıkarım. bu işin kadını erkeği olmaz gerekirse ömrümün sonuna kadar hapis yatarım, gerekirse idamı göze alırım ama o kişiye dünyayı dar ederim.

mantı

oburkedi

yeni yazarlarımızdan. içten ve samimi yazıları dikkatimizi çekti.
güzel bir renk kattın bize oburkedi. hoş geldin.

bayan kadın çelişkisi

kesinlikle kadın olarak kullanılması gerekiyor. ilk duyduğum zamanlar ben de buna takılan insanlara tepki göstermiştim.

üzerinde ciddi anlamda uzun bir süre düşündükten sonra haklı oldukları kanısına vardım.

önemli olan ne maksatla kullanıldığı, ne anlamda kullanıldığı... diye düşünüyodum doğal olarak çünkü önemli olan hep anlamdı benim için. ancak nedenleri sorgulamaya başlayınca insan şoka uğruyor. mesela neden erkeklere 'bay' diye hitap edilmiyor?

bayan kelimesinin niçin kullanılmaya başlandığını bilmiyorum. ancak kadın kelimesinin, kadınların bekareti hakkında yargı bildiren bir kelimeye dönüşmüş olması incelenmeli.

mesela bir çocuğun erkekliğe ilk adımının sünnet olmak olması(!), ki bu çok saçmadır, kadınların kadınlığa ilk adımının cinsel ilişkiye girmiş ve bekaretini kaybetmiş olması(!) olarak düşünülmüş olsa gerek ki kadın kelimesi, bir kızın(!) bekaretini kaybettikten sonra(!) kazandığı bir ünvan haline gelmiş.

"kadın kelimesi çok kaba, o yüzden kibar olmak için bayan kelimesini kullanıyorum." diyen bir insan, kadın kelimesinin niçin kaba bir kelime olduğunu açıklamak zorundadır. açıklayabilir mi? hayır. dönüp dolaşıp varacağı yer kızlık mevzusudur.

bu konu şöyle dursun. bir cinsiyet belirten kadın kelimesi bir hitap sözü olan "bayan" kelimesi ile ikame edilmeye çalışılıyor. bu neresinden baksanız saçmadır. hitap şekli olarak birisine "bay" demiyorsanız "bayan" da demeyiniz. "bayım" kelimesi bile sayılmaz çünkü hiçkimsenin "bayanım" dediğini duymadım.

bayan; kendi başına zararlı bir kelime değil, hakaret içermez, baymak kökünden türemez. kullanım biçimi ve hangi anlamda kullanıldığı ise zarar verici ve yıpratıcıdır. bir cinsiyeti baskılamaya ve yok etmeye çalışır. zararlı olabilir.

hepsinin ötesinde dil, çok önemli bir toplumsal kültür aracıdır. bir toplumun diline bazı kelimeleri ekleyerek ya da dilinden bazı kelimeleri çıkararak o toplumun kültürünü, hayata bakışını değiştirebilirsiniz. george orwell'in 1984 aldı romanını tavsiye ederim.

tarihte belli mecralarda kullanımı yasaklanan ve kullanılmayan kelimelere, onların yerine sonradan üretilen ya da başka dillerden devşirilen kelimelere bakın ne demek istediğimi anlayacaksınızdır.

eğer bir toplumu baskılamak istiyorsan onların jargonunu ortadan kaldırmaya çabalamak iyi bir başlangıç olacaktır. kadın kimliğini baskılamak için uydurulan "bayan" kelimesine karşıyım.

sığırın dişisine inek derken kaba olmuyorsak, insanın dişisine kadın derken de kaba olmuyoruzdur. insan türünün dişisine kadın denir. eğer bayan denilseydi çocuklarınız dünyaya kız olarak değil bayan olarak gelebilirdi çünkü bayan kelimesi yaş, bekaret, vb kavramlar içermeyen gayet kibar bir kelime değil mi?

bir çocuk doğduğunda, oğlan ya da kız denilebilir. insan yavrusunun isimleri olabilir bunlar gayet tabii. eğer birine erkek, diğerine kız diyorsanız yanlış yoldasınız demektir. o erkekse, öteki de kadındır.

11 ekim kız çocukları günü

2012 yılında birleşmiş milletler genel kurulu tarafından ilan edilip her sene 11 ekim'de kutlanan, kız çocuklarına karşı yapılan ayrımcılığın önlenmesi,
onların insan hakları karşısında kendilerini tam ve etkili ifade edebilmesi adına dünya genelinde kutlanan gündür.

sosyal medyada gördüğüm kadarı ile kız anne/babaları tarafından kutlanıyor. mesajın doğru alınmadığından şüphe ediyorum.

jargon

bir grup veya toplulukta kullanılan ve herkes için kabul edilmiş anlamları olan konuşma şekli.

mesela bamya dediğimizde herkesin aynı şeyi anlaması gibi.

günün içinde yazarların dinlediği şarkılar

özellikle de güneşli ve tatlı bir günde sabah kahvaltısını hazırlarken dinlemeye bayıldığım şarkıdır. insanın içini kıpır kıpır ediyor, dans etmekten kendini alamıyorsun.

ülkeyi terk etmek

terk etmiş ve ülkemizin kendine has ahengi özlemeyen yoktur. maksat kaçmak değil, elinden geldiğince bu ülkeyi yaşanabilir kılmak olmalı.

saçını süpürge eden kadın

çocuk yaşlardan itibaren öyle öğretilir ve annelerinden de bunu görüp benimser kadınlar. bir yuva kurduklarında öncelikleri evleri, çocukları ve eşleri olur çoğunlukla. kendilerini unutmaya başlarlar yavaş, yavaş. geri kalanlar da kadının sağladığı bu tertip ve düzenin keyfini sürmekten hiç şikayetçi olmazlar ama bir gün o kadına bakıp hadsizce, kalpsizce " ne biçimsin, ne hale geldin " diyebilirler.

insanlar yakınlarıyla ilgilenmeli, özellikle aynı evin içinde yaşadıklarıyla. saçını süpürge etmiş bir eş veya anne, yorgun görünen baba ve kardeşle. onu yoran işine ortak olmalı, üzerinden yükünün yarısını almalı mümkünse.

saçları süpürgeye dönmüş kadına bakıp " bu kadın çok güzel bir kadın, çok iyi bir kadın, bu kadar yorulmaması gerek " diyebilecek kadar iyi bir kalbe ve gerçeği görebilecek gözlere sahip olmalı bir eş.

koltuk altı kıllarını almayan erkek

koltuk altını almayan kadın kadar iticidir.
kadın sözlüğünde kadına laf attı diye linç yemek istemem ama az da olsa var böyle tipler, gördüm.
öz bakım, kişisel bakım insanın devamlılığının ve ruh sağlığının aynasıdır. lütfen elden bırakılmasın, mühim.

çizgi

iki noktayı birleştiren hede. doğru diyemeyeceğim. bu evrende her doğru dosdoğru doğru olmayabiliyor.
(bkz:solucan deliği)

bystander effect

bir olayı ne kadar az kişi görürse o kadar etkileşimi artar kurgusu üzerine yapılmış ve ispatlanmış deneydir.
deney için bir havuzda boğulma senaryosunu havuzun kenarından geçen 1 kişi için yapıyorlar ve kişi sorumluluğu alıyor ve kurtarmak için elinden geleni yapıyor.
aynı senaryoyu 3-4 kişi için yaptıklarında denekler çekimser kalıyor ve yardımı başkalarının yapması gerektiğini düşünüyorlar.

gelelim nasıl kullanılacağına; eğer toplumlarda bir sulandırmak istiyorsanız bunu topluca yaparsınız. yani çok önemli olan bir durumu sosyal medyadan, televizyondan veya toplu olabilecek diğer kanallardan yayarak etkisini azaltırsınız.
taciz olur, şehit haberi gelir veya devletle ilgili önemli bir sorun oluşur bunu mass medya dedikleri genel kanallardan duyurusunu yaparak bayağılaştırırsınız.

duyarsızlaştırırsınız toplumu.
dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum medya bu anlamda çok önemli. sosyal medyada gördüğünüz duyduğunuz her şeye biraz daha temkinli bakmak çok önemli.

lohusa depresyonu

doğum sonrası depresyon.
ppd diye de adlandırılır.
aslında sinyallerini hamilelik sırasında da gösteren lohusa depresyonu ciddi bir travmadır. ve tedavi gerektirir.

yeni doğum yapmış annelerin ciddi bir kısmı doğum sonrasında üzüntü, keder , mutsuzluk, kendinden endişe etme ya da çocuğa bakamayacağına dair korkular yaşar. bu durum doğumdan sonra gelen 1-2 hafta içerisinde bitiyorsa buna annelik hüznü denilir. ancak bu duygular alışılmadık yoğunlukta ve iki haftadan fazla sürüyorsa muhtemelen lohusa depresyonudur.

yaşayan kadınlara "bizim zamanımızda depresyon mu vardı" diyen, ya da inanmayan bir güruh var ne yazık ki. bu nedenle hep derim kadının kadına yaptığı belki dünyada en önemli psikolojik suçlardan biri olabilir.

yaşadım.
ama yaşatmamak için elimden geleni yapıyor, bir arkadaşımın ya da her hangi bir annenin yaşamaması, kolay atlatması için elimden geleni yapıyorum. duyarlı olmamız gerek. inanmamız gerek.

detaylı bilgi için buyrun;
https://tatlibirtelas.com/lohusa-depresyonu/

kabak tatlısı

hazırlaması kolay ve bence çok lezzetli olan tatlı.

muhtemelen kabak seçiminin de etkisiyle bazen harika bazen de eh işte oluyor tadı. eski iş yerimin aşçısından öğrendiğim üzere ben şu şekilde yapıyorum.

kabağı karpuz gibi dilimliyorsunuz önce. sonra kabuklarından ayırıp dilimleri dörde beşe kesiyorsunuz. derin bir kap içinde üzerine tercih ettiğiniz miktarda toz şeker döküp üzerini kapatıyorsunuz. en az 8 - 10 saat bu şekilde bekliyor ve kabak şekeri emip suyunu bırakıyor. ekstra su eklemeden, önce orta , kaynamaya başladıktan sonra kısık ateşte çatalın kabağa rahatça batacağı kıvama gelene kadar pişiriyorsunuz. isteğe göre çubuk tarçın veya karanfil ve yarım limon suyu ekleyebilirsiniz pişirirken. daha sonra soğuması için bir borcama aktarın. ılıdığında üzerine çekilmiş ceviz serpin ve soğuduğunda kaymak ile servis edin.

tatlı bir telaş

https://tatlibirtelas.com/

anne ve bebekle ilgili içerikleri olan doyurucu ve ve düzgün içerikleri olan web sitesidir. yeni yapılanma içerisinde sanırım tavsiye ederiz efenim.

manga

manga (japonca: 漫画) japonların kendi sanat tarzları ile oluşturdukları çizgi romanlardır. bazı kitlelerce çizgi roman demek hakaret sayılabilir. manga kelimesinin bilinen ilk kullanımı 1770'li yıllara dayanmaktadır. çok sayıda fanatik kitleleri bulunur. türkiye'de çok yaygın olmamakla birlikte bazı kitapçılarda derlenmiş ciltler halinde bulunabilirler.

su

yaşamın başladığı ve bittiği yer.
tasavvufta ilim sıfatının temsil edildiği yer.

komşuluk

büyük şehirlerde tarih olmuş sosyal ilişki şeklidir.
şehirlerin büyümesiyle beraber apartmanların, gökdelenlere, sitelere dönüşmesi, komşu sayısını arttırmış, komşuluk ilişkilerini sıfırlamıştır.
şimdi ki zaman komşuları uzaydan gelmiş olup, türkçe bilmezler.
günaydın dersiniz, bakar geçer.
iyi akşamlar dersiniz, bakar geçer.
dilimizi bilmiyorlar yazık dersiniz!
ama, medeni yaşam da bilmez. uzayın ilkel kabilelerinden gelmiştir.
eşyaları çekerek yer değiştirir, kapıları vurur, dünya saatine alışık olmadığı için, olmadık saatlerde elektrik süpürgesi çalıştırır, çocuklarının koşmasına izin verir.
ortak kullanım alanlarına eşya çıkarır veya çocuklarının oyuncaklarını bırakır.
eski dostluk, yardımlaşma, samimiyet, sıcaklık barındıran "komşuluk" hüzünlü bir şekilde veda etmiştir.

tek taş yüzük

her kadının rüyası, evlilik veya erkeğin sevgisini gösterdiği yüzük.

bilirsiniz işte erkek dizlerinin üzerine çöker ve benimle evlenir misin der ve konfetiler patlar, havayi fişekler gök yüzünü kaplar, kadının kalbi yıllarca beklediği anı yaşar.
tek taş yüzüğün cevabı her daim"evet"tir. düşünsenize aşkınız size aşkını söylemek için pahalı bir yol bulmuş, size değer verdiğini göstermiş ve size teslim olmuş, dizlerinin üzerinde ve size bakıyor. bu işe yarar tek taş yüzük.

to the bone

başrollerini keanu reeves ve lily collins'in paylaştığı 2017 yapımı bir netflix filmidir.

anoreksiya hastası olan genç kızın ailesi tarafından bir tedavi merkezine yatırılmasını ve burada gelişen olayları anlatıyor.

yeme bozukluğu olan bir yakınıma eşlik etmek için ikinci sefer izledim ve yine derin etkilendim.
çocukluğun insan hayatında nasıl yer ettiğini, yersizliği, yurtsuzluğu, çaresizliği,annenin duygusal yokluğunu...

fırsatınız olursa izlemenizi tavsiye ederim.