atölye

ekmeğinin peşinde olmak

etliye sütlüye karışmadan namusu ile hayatını idame ettirmeye çalışan kişilerin kullandığı söylem.
bu dünyada gerçekten ekmeğinin peşinde olan insanlar var. hayat acımasız.

(bkz:ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler)

kırmızı ruj

nedense ince dudaklara daha çok yakıştırdığım ruj rengidir.
(bkz: kırmızı oje)

fenerbahçe

galatasaray'ın dün akşamki real madrid yenilgisi üzerine bugün formalarını giyip bayram yapan taraftara sahip olan takımdır.

taraftarlık ya da holiganlık mı her neyse bu dürtünün milli duyguların önüne geçebiliyor olması çok üzücü.

(bkz:taraftar olma ve holiganlık)

matiz

genel olarak sarhoş anlamında. yalnız eğer birini dolandıracaklarsa çevresinde 3-4 kişi belirip kurbanın aklını karıştırıp - tabiri caizse- sarhoş edip dolandırma işidir.

kızlık soyadı

uzunluğu sebebiyle kimliğimden çıkan ancak hayatımdan çıkaramadığım soyadı.

yuhalama yatkınlığı

bolero

şibumi

murat menteş'in korkma ben varım kitabının kadın karakteri. şebnem şibumi.

hamsili pilav

karadeniz zekasının, sahip olduğu nimeti çeşitlendirme şekli...
üzerine karabiber dökmediyseniz tadını hala alamadınız demektir.

dansçı

milletvekillerine kırmızı ışıkta geçme hakkı

kınadığım bir uygulamadır.
trafikte öncelik hakkı için acil durumlar şarttır.
ambulans can taşır, önceliği vardır.
polis, asker belki bir yere yetişmek zorundadır.
siz nereye yetişiyorsunuz? bahaneniz ne?

korbell bebek bezi çöp kovası

baby shower’da listeye yazdığım, gelince de daha yararlı bir ürün alarak değiştirdiğim saçma ötesi bir ürün. ürünü almak yetmiyor bir de özel çöp poşetini de almanız gerekli ve bittikçe yenilemeniz.

onca masrafın arasında fuzuli bir şey, nerden çıkmış zaten yeni yeni adetler;)

ne kadar kokabilir çoçuk bezi ki gün içinde balkonda torbala akşam çıkar iyice ağzını kapatıp hepsi bu.

insan

bilincin kendini bildiği anın adıdır insan. bildiğiniz et kemik beden değil.
çok sevdiğim birinin yazısı var. günün bonusu olarak aşağıya bırakıyorum.


insanın oluşumu
insanı bu yönleriyle tanıdıktan sonra bedenin özellikleri ve insanın özellikleri diye ikiye ayırabileceğimiz özelliklerin devamına bakalım.

dünya’da insan, tabiatının gerektirdiği bir biçimde mutlaka yiyecektir, içecektir, seks yapacaktır, uyuyacaktır. normal sıhhatli bir beden için bunlar zaruri gereksinimlerdir... bazı beyin rahatsızlıkları uyku olayını kısmen kaldırabilir, ama bu kişi çabuk yıpranır. ayrıca bir de beyindeki uyku olayı dışarda normal bildiğimiz uyku şeklinde gözükmez, fakat o kişideki yine bir uyuma hâli söz konusudur. başka türlü mümkün değil...

seks mutlaka olacaktır. bu kişi hiç evlenmesin, onda yine seks fiili vardır! o kişide, ama uykuda ama uykusuz, ama idrar arasında, mutlaka belli hormonların meydana getirdiği üretim olacak ve bu salgı dışarı atılacaktır.

insanın oluşumu

içmek, yemek zaruri olarak olacaktır... çünkü bedenin hammaddesini oluşturan materyal bir yandan alınır, enerji işlenir, ham posası dışarı atılır. ve beden bu şekilde ayakta durur. tabii olarak bedende böyle bir olayın olması zaruridir. işlev bittiği zaman, yani dışarıdan ham enerjiyi alıp işleyip, posayı dışarı atmak denen olay bittiği zaman, zaten bedenin yaşamı ve fonksiyonu biter!..

yalnız burada, bu beden düzeyinde tabiatı ne şekilde kullanmak ve yönlendirmek gerekir?.. işin birinci yönü, bu husus!.. ikinci yönü bu akıl, fikir, idrak, vehim, şekillendirme, hayal dediğimiz özellikleri ne yönde kullanmak lazım?

genelde bu özellikler, şartlanma ve tabiat istikametinde vehim hükmü altında kullanılır!..

normal olarak bütün insanlardaki bu özelliklerikullanım, “vehim” hükmü altında ve şartlanmalar istikametindedir. çevre neyi “değerli” diye empoze etmişse, o değerli dediği şeyi elde etmek için çaba sarf ederve bunu elde etmediği takdirde büyük zarar göreceğini düşünür insan!.. vehmin birinci fonksiyonu, o kişiye kendisini “kişi” olarak kabul ettirmesidir!.. kendini bir kişi, bir beden olarak kabul etmesi ve bu bedeninin ötesinde de başka bir varlığı olmadığını kabul etmesidir!

psikiyatrik olarak, kişinin kendini beden kabul etmemesi bir “ruh hastalığı” olarak nitelendirilir!.. yalnız bu konunun iyi bir incelemeye tâbi tutulması zaruridir!.. kendini bir beden, bir insan olarak kabul etmeyip, bir tavuk, bir horoz kabul eden vardır! bu bir hastalıktır! yanlış algılama hastalığıdır! ama bir kişi, eğer temelde maddenin varlığını ve oluşumunu biliyorsa, yani beden denilen varlığın hücrelerden yapıldığını, hücrelerin asitlerden meydana geldiğini, asitlerin atomlardan meydana geldiğini, atomların elektromanyetik dalgalardan meydana geldiğini...

tabii atomların değişik parçalanma şekilleri var... elektronlar, nötronlar, nötrünolar, pozitronlar, mezonlar gibi daha bölünmüş parçalar! bugün henüz dünya üzerinde atomları görebilecek kapasitede, büyüklükte bir mikroskop daha tam gerçekleştirilemedi. yapılmasına çalışıyor! baktığın zaman bu mikroskopla atomları görebileceksin... böyle bir mikroskop şu anda gerçekleşiyor, ama bunun daha ötesine henüz geçilmedi!

varlık, tümüyle manyetik dalgalar âlemidir.

eğer ki yapılırsa, o zaman varlık zaten tümüyle manyetik dalgalar âlemi olarak müşahede edilecek!

şimdi bu müşahede içinde, “kişinin”, bir noktada, “şuur” dediğimiz nesne olmasının ötesinde bir fonksiyonu, bir varlığı olmadığı görülecek...

şuur nerede mevcut?.. bu şuur, akseden bir şuur, yani mutlak akl-ı evvel’den beyne yansıyıp ruhta oluşan bir şuur! “ruh”un olmasa, ziya diye bir şey olmayacak ve ziya’nın şuuru da var olmayacak!

şimdi bu silsile içinde, bu ruh oluşmuş ve bu ruhta ya bilinçli olarak, şuur oluşu yolundaki bir bilinç neticesinde, bir varlığı, benliği oluşmuş; veyahut şartlanmalar istikametinde kendini falanca bir kişi olarak kabullenmiş! ama neticede, ortada bir kişilik söz konusu!.. yalnız birincisindeki kişilik, “şuursal” bir kişilik; ötekindeki kişilik, “bedensel” bir kişilik!.. şuursal kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?.. veya bedensel kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?

birimsel kişilik, sonsuza dek ortadan kalkmaz! çünkü beynin meydana getirdiği, özel bir ruhtur! mahiyet itibarıyla, bu “ruh”, kudsî ruhun aynıdır!.. fakat, hiçbir zaman bu ruhun kendi kendini seyri ve müşahedesi olmaz.

şuur yönüyle ruhunu bilirsin, fakat “ruhun” ne olduğunu bilemezsin! göremezsin!.. ruh yönün, senin zâtına işaret eder... akl-ı evvel’in karşılığı olan sendeki akıl yani “şuur” dediğimiz mânâda akıl yönün, senin, benliğin hakikatini bilmene yol açar!..

bu hakikatinde bütün mânâların toplu olduğunu idrak edebilirsin... hakikati câmia; toplayıcı, bütün mânâları kendinde toplayıcı yönünle... fakat bütün bununla birlikte sonsuza dek birimsel varlık ortadan kalkmaz... birinci husus bu!..

bunu böylece anlattıktan sonra gelelim ikinci bir noktaya... beden ortadan kalktıktan sonraki ruhun için, nasıl ebediyen ortadan kaybolmak, yok olmak diye bir şey söz konusu değilse, yani ikinci bir ölüm yoksa; bedenin var olduğu sürece de, bedenin yokmuş gibi, bedenini kâle almayarak yaşamak mümkün değildir!.. çünkü beden dediğin şeyin aslı, beyne dayanır! bedendeki özellikleri yöneten beyindir!..

kişiliğin aslı ve hakikati dediğin “ruh”unu da meydana getiren beyindir!

bedendeki tüm özellikleri meydana getiren beyin olduğu gibi, kişiliğin aslı ve hakikati dediğin “ruh”unu da meydana getiren beyindir!.. besleyen, büyüten beyindir!

“biz insanı topraktan ve balçıktan yarattık” âyetlerini anlatırken, “balçık” kelimesiyle kastedilen şeyin “hücre” olduğunu söyledik... insanın hücrelerden meydana gelmiş olduğunu anlatma sadedinde, “balçık” kelimesi kullanılmıştır!.. mecazî olarak!.. yoksa toprağı suyla karıştırıp bulamaç hâle getirmek, balçık demek değildir...

buradaki balçıktan kasıt, hücredir. hücrelerin birleşmesiyle insan meydana gelmiştir; hücrelerin birleşmesiyle beyin meydana gelmiştir... beyin de hücrelerden müteşekkildir...

on beş milyar hücre var!.. şimdi bu bedeni yok sayamayacağımıza göre, beden var olduğu sürece “tabiat” hükümleri vardır demektir... yani bedenin hücresel yapısının tabii dürtüleri!..

öyle ise bu tabii dürtülerle yani “tabiat”la, bedenin tabiatıyla, terkibî yapıyı karıştırmayalım... bu ikisi tamamıyla birbirinden ayrı ayrı şeyler...

senin kendi aslını ve hakikatini anlayabilmen için, beden olduğun yolundaki şartlanmanın kalkması ve daha başka bazı fonksiyonların ortaya çıkması için; bedenin tabiatını kontrol altına almak, bedenin isteklerini yerine getirmemek, beden üzerinde hükmedebilmek gibi konularda bedenin tabiatına karşı mücadele vermek gerekir.

terkibî tabiat dediğimiz olaysa, kişinin beyninde ışın tesirleriyle meydana gelen açılımlar neticesinde, o beyinde çeşitli mânâların toplanması, değişik nispetlerde, oranlarda bir araya gelmesi; ve böylece de kişinin terkibî esmâ yapısının oluşmasıdır... yani, belli ışın tesirleri, beyinde belli devreleri faaliyete geçirir...

beyinde faaliyete geçen bu belli devrelerin neticesinde de belli isimlerin mânâları değişik ağırlıklarla, senin ana oluşumunu meydana getirir! bu senin ana oluşumun, ilk oluş itibarıyla istidat adını alır! bir diğer mânâ itibarıyla da senin ayânı sâbitendir. günlük yaşantıda, sen, “aklıma şu geldi” diyorsun... “içime şu geldi” diyorsun... “şu anda bu duygum ağır bastı” diyorsun... bu, isimlerin mânâlarının tabii olarak senden ortaya çıkışıdır.

oysa senin, tabiatına hâkim olman, şartlanmalarının tümünden arınman gibi oluşlardan sonra, huy ve tabiatını kontrol altına alarak, kendi huy ve tabiatının ötesindeki mânâlara bürünmek suretiyle ortaya çıkma söz konusudur! sen zaten daha evvelce de bu tür davranışlar içindeydin, bugün de bu tür davranışlar içindesin; sadece, bu tür davranışların ilâhî isimlerin mânâları olarak çıktığını anladın!.. bu, seni tabiatına tâbi olmak hükmünden ve cehenneme gitmek hükmünden kurtarmaz!..

işte, abdülkerîm el ciylî’nin “eflâtun’u cehennemde gördüm, öyle bir mertebesi vardı ki birçok müminlerde ben o mertebeyi göremedim” demesi, bu hakikati görmesi ve müşahede etmesi yönündendir... fakat eflâtun’un terkibini ve tabiatını aşma yolunda bir çalışması olmaması, saadet devresinin açılmamış olması, onu neticede cennete götürmemiş, cehennemde bırakmıştır!..

ahmed hulÛsi

1986

tsf

türkiye satranç federasyonu. 1954 yılında kurulmuştur. 1991 yılında da gençlik ve spor bakanlığına bağlanmıştır.

hoşgeldiniz yeni yazarlar

ilk defa bir sözlükte yazıyorum ve çok sevdim bu tecrübeyi :) hoş bulduk teşekkür ederiz güzel karşılamanız için.

monşer

tayyip erdoğana göre hariciye'de görev yapan ve devletin parasıyla partiden partiye koşup ahkam kesen kişilerin genel adı.

evlilik hediyesi

evlenen çiftler için, özene bezene seçilen, çok zaman asla işlerine yaramayacak olan hediyelerdir.
benim evlendiğim tarihte bol miktarda borcam gelmişti.tüm dolaplar borcam ile doluydu. komşu, ahbap dağıtarak zor boşaltmıştık dolapları.

gece gökyüzünde milyonlarca yıldız görmek

malesef uzun zamandır görmediğim bir terapi çeşidi imkanı olanları kıskanırım.

köfteci yusuf

türkiye'nin en büyük köftecisi. köfteleri soyadan imal edilmiş güzel kokulu bir yer.
söylediklerine göre 1000 inek kesiliyormuş yetiştirmek için.
1000 hayvan yılda 365.000 hayvan eder. doğım vs eklendiğinde 500.000 adet stok hayvan gerekir.

neyse.
bir de genelde az iş yapan avm'leri gözüne kestirip köfte avm haline getiriyorlar. (bkz:novada alış veriş merkezi)