peynir

fermente süt ürünü. gıdaların vazgeçilmezi. böreğe oldukça yakışır. hamur işleriyle enfes gider. tek başına da tüketilebilir. canınız nasıl isterse.

tüfe

tüketici fiyat endeksi kısaltmasıdır. halkın en çok tükettiği veya tüketme eğiliminde oldukları ürünlerden oluşan bir sepetin, aylık dönemler halinde fiyat değişiminin ölçülmesidir. yaşam pahalılığını göstermektedir.

hani ayşe teyzenin filesini dolduramadığı haberler var ya işte bu haberler bu endeks üzerinden yapılır.

anlatılmaz yaşanır

kendi içinde çelişen bir anlatımdır. ne yaşarsanız yaşayın zaten anlatamazsınız sadece yaşarsınız.
şöyle düşünün, şeker yediniz. şekerin tadını alırsınız, şeker dendiğinde şeker'i anlarsınız ama anlatamazsınız nasıl bir tat olduğunu ne olduğunu.. sadece debelenip durursunuz anlatmak için.

maaş günü

kısa süreli bir coşku yaratır. sonrası ise hüzünlüdür. ay sonuna kadar parayı yetirme planları başlar.

hamile olduğunuzu söylediğinizde ilk tepki

kız mı erkek mi? erkek evlat doğurmanın ayrıcalık olduğunu düşünen bir zihniyetteki toplumda olmazsa olmaz klasik ilk soru.

bohemian rhapsody

ingiliz rock grubu queen’in efsanevi üyesi freddie mercury’nin hayatını anlatan, freddie’yi rami melek’in canlandırdığı, pek çok sinema eleştirmeninden övgü alan fakat freddie mercury’nin hayatının aslında tam da doğru anlatılmadığı, yönetmen koltuğunda bryan singee’in oturduğu 2018 yapımı film.

yapımcılar bohemian rhapsodi’nin her ne kadar belgesel özelliği taşımadığını belirtmiş olda da, senaryonun mercury ve queen’in gerçek hikayesini yansıtmamasından ötürü filmden haz almayanlar da seveni kadar çok.

sultanbeyli

istanbul' da anadolu yakasında bulunan bir ilçe. çok kozmopolit ve hızlı gelişmeye çalışmış, ilginç sonuçlar doğurmuştur. mutlaka gelip birkaç gün vakit geçirmenizi tavsiye ediyorum.

öğrenci velinimetimizdir

peynir

kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi. bir de bizim oralarda korkmuş insanın suratının aldığı renge yapılan benzetmenin öznesidir.

töhmet

işlenildiği sanılan ancak henüz aydınlanmamış olan suç. kişi ayan olmayan kabahat ile itham edilir.

(bkz:zan altında bırakma)

9 kasım kadın sözlüğü zirvesi

yeni katılımcı olmama rağmen gelmeyi çok istediğim fakat farklı şehirde olduğum için katılamadığım etkinlik, sonra ki insallah...

aldatan sevgiliye geri dönmek

sevgiye aşırı muhtaç insanların aldatıldıktan sonra kendilerini sevecek ve değer verecek kimse bulamamaları üzerine "aldattı ama en azından bana ilgi gösteriyor ve sevilme ihtiyacımı gideriyordu" gibi çaresiz bir düşünceye kapılıp verdikleri karardır.
ancak bir kez aldatılmanın verdiği güvensizlik artık ömür boyu beynini kemirir durur.

jale inan

(1 şubat 1914, istanbul - 27 şubat 2001), türk arkeologdur. side ve perge’de 40 yılı aşkın bir süredir kazılar yaparak bu iki kentin ortaya çıkarılmasına ve her iki yerde de önemli bazı yapıların onarılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. side buluntularının agora hamamı’nda kurulan modern bir müzede sergilenmesini sağlamıştır.

istanbul arkeoloji müzeleri müdürü aziz oğan’ın kızıdır. 1934’te erenköy kız lisesi’ ni bitirdi. 1935-43 arasında berlin ve münih üniversitelerinde arkeoloji öğrenimi yaptı. 1943’te münih üniversitesinde doktorasını tamamlayarak türkiye’ye döndü ve aynı yıl istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi eski çağ tarihi kürsüsü’ne asistan olarak girdi. 1944’te mühendis mustafa inan ile evlendi. arif müfit mansel 1946’da klasik arkeoloji kürsüsü’nü kurunca, bu kürsüye geçti. 1953’te doçent, 1963’te profesör oldu. 1975’te mansel’in ölümü üzerine getirtildiği kürsü başkanlığı görevini 1983’te emekliye ayrılıncaya değin sürdürdü. daha sonra side’de apollon tapınağı onarım çalışmalarına başkanlık etti.
(alıntıdır)

sözlük yazarlarından hikayeler

@denizece adlı yazarın ricasıyla yayınlıyorum.

dejavu


köprüye yaklaşırken önce paltosunu, sonra ceketini çıkardı. nefes almak için kravatını gevşetti. bir türlü üzerindeki ağırlıktan kurtulamıyor, hala kendini kokuşmuş bir çöp yığını gibi hissediyordu. köprünün ortasına geldiğinde bir süre denizi seyretti... birkaç tekne dışında, in cin top oynuyordu, kıpırtı bile yoktu. deniz, düz koyu gri bir çarşaf gibiydi... korkulukların diğer tarafına geçtiğinin farkında bile varmadı. rüzgar yüzüne vurup dengesini sarsınca, ne yapmakta olduğunu fark etti, tuhaf olan: korkmuyordu artık. az evvel önünden geçen martı gibi açtı kollarını gri maviliğe sarılmak için. gökyüzünden dökülen yağmur damlası gibi karıştı denize.
suya değince, kurşun gibi ilerlemeye devam etti bir sandığın içine girdiğini sandı. dört tarafını saran karanlığı, başka türlü anlamlandıramadı. nefesi kesilip, nefes almaya çalışınca, etrafına dokunmaya başladığında, bunun etten bir duvar olduğunun farkına vardı. boğazın tam ortasında balinaya yem olmak tamda ona göre bir durumdu. balina’nın midesi tıpkı pinokyo’da anlatıldığı gibiydi... yarısı su, yarısı hava. ne yapmaya çalışıyordu bu koca aptal onu yemeyecekse ne demeye yutmuştu? arada homurtusunu duyuyordu, hatta bazen kalp atışlarını. yumuşak bir yerde sadece yatabiliyor, sürekli dışarıyı dinliyordu. karanlıkta el yordamı ile yaşıyor, sadece dinleyerek beynini zinde tutmaya çalışıyordu. içinde bulunduğu karanlık onu soyutlaştırıyor geçmişin izini hızla siliyordu. bazen kendi kendine mırıldanıyor, ama kelimeleri karıştırıyordu. adını, ne iş yaptığını, sevdiği kadını ve köprüye niye çıktığını unuttu. her gün daha fazla ses duymaya başladı, artık yemek olduğunu bile unutmuştu... onun kalp atışları artık huzur veriyordu... tatlı bir melodi gibi dinlemek ve onu dinleyerek uykuya dalmaktı, çoğu zaman yaptığı. kalp sesi hayattasın demekti. yaşıyorsun, yaşıyorum demekti. içimde olduğun sürece bana aitsin der gibi idi. bu uğultulu karanlık onu içine kabul etti... yediği yiyeceklerden hızla kilo alıyordu. bazen olduğu yerde dönmesi bile güç oluyordu.
zamanla etrafını bir zar kapladı, elini kolunu bağladı "demek böyle oluyordu: koza gibi uzun süre yiyeceğini saklıyor, acıkınca yiyordu." tuhaf bir minnet besliyordu bu canlıya. bazı günler balık sürüleri geçiyordu yanlarından, bazı günler hiç kımıldamadan öylece duruyordu, içinde bulunduğu canlı. aşırı hareket ettiğinde onu hissettiğini fark etti. döndüğü zaman duruyor, mide duvarına tekme atınca ona dokunmaya çalışıyordu... tıpkı mors alfabesi gibi... derisi suyun içinde durmaktan buruşmuş, pul, pul dökülmeye başlamıştı. saçları kaşları ışık görmediği için dökülmüştü çoktan. buruşuk tüysüz bir et parçasıydı artık. kafası orantısız şekilde büyümüş yattığı yerde bile dengesini kuramaz olmuştu konuşamıyordu, ilk zamanlar birkaç kez denedi ama kelimeleri çoktan unuttuğunu fark edince vazgeçti. şimdi tek amacı hayatta kalmaktı. bir gün tuhaf bir şey oldu: gözlerini açamayacak kadar aydınlık bir ışık doldurdu bulunduğu karanlığı. ahtapota benzeyen uzantı çekip aldı, onu yapıştığı et parçasından. bırakın beni durun yapmayın demek istedi ama tek yapabildiği avazı çıktığı kadar çığlık atmaktı... ait olduğu karanlık onu saran ısıtan yerden kopartılmak canını acıttı. çaresiz hissediyordu, savunmasızdı. o uzantılar onu bir suyun altına tuttu sonra pembe yumuşak bir bez parçasına sardı. az ileride ona aşk ile bakan çok güzel bir kadının kucağına verdi.

gelin makyajı

önceden provası yapılan makyaj türü.

geceye bir şarkı bırak

v diye yabancı bir dizi vardı. istilacıların kraliçesi halkına bir çeşit enerji ile bağlanıyor ve onları sakinleştirip, huzur verip uyuşturuyordu bu enerjiyle. böylece kendi istekleri doğrultusunda yönlendirebiliyordu halkını. nilipek'in sesi de biraz öyle, huzur mu veriyor yoksa uyuşturuyor mu tama emin olamıyorum.

bayan şoför

bayan dediğine pişman ettirecek şofördür.
kadınları tek gözle görüyorlar kesin.

cam silme

alt katlarda oturanlar için nasıl da kolay nasıl da pratik bi eylemdir o

bıldırki hurmalar gelir götünü tırmalar

yaz aşkı

tatilde gelip geçen yaz esintisi misali olan aşk.

kişiyi derinden sarsar ve vayyy be bu aşk kışın olsa ne güzel deyip kışlık versiyonu da denenebilir.
bazen olduğu gibi kalması en iyisidir.