@sunshine

Yazar

Durum: 491 - 0 - 0 - 0 - 26.12.2019 18:11

Puan: 2255 - elf

16 yıl önce kayıt oldu. 1. Nesil Yazar Yazar.

Uslu bir yazar olmadı. Şirinleri göremedi. :) Yazar, yazmaz. İdare edin.
  • /
  • 25

pazar günü

sendromu olan bir günün öncesinde olması, değerli kılar. tatildir. güzeldir. ertesinde iş, okul, koşturmaca vardır. akşam üzeri olduğunda tatsızlaşır. pazartesi hazırlığı başlar. tatil bitmiştir.

öğretmenler günü

yanılmıyorsam, 80'li yıllardan bu yana 24 kasım günü kutlanan gündür.o güne özel öğretmenleri hatırladığımız, sonrasında aklımıza bile getirmediğimiz, her yıl bir basamak daha abartarak hediye yarışı günü haline getirdiğimiz güzide gündür.
mesleğini ilk günkü heyecanı ile gerçekleştiren, öğrencilere katkıda bulunmaya çalışan tüm öğretmenlerimize kutlu olsundur.

kadına şiddete karşı mücadele günü

çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından, 25 kasım tarihinde, istanbul, istiklal caddesinde bir yürüyüşle dikkat çekilmek istenen gün.
değerli polisimizin katkılarıyla, şiddete karşı eylem yürüyüşünde, şiddet uygulanmış, yürüyüşcüler, itilip, kakılmış, en sonunda biber gazıyla yürüyüş taçlandırılmıştır. (!)
böylece şiddetin nasıl bir şey olduğu konusunda, kadınlarımız bir kez daha uygulamalı ders almıştır.

eyt

ilk duyulduğunda terör örgütü kısaltması çağrışımı yapan, mezarda emekli olmamak için hak arayan, bu arayışta da çok haklı olan, "emeklilikte yaşa takılanlar" a verilen kısaltma addır.

cep telefonu

milletçe çok ihtiyacımız olan bir icatmış. susmuyoruz efendim. toplu taşımada bağıra çağıra, sokakta, hastanede, yolda, belde. hiç bir güç bizi alıkoyamıyor konuşmaktan.
geçenlerde hastanede teyzemizin birini ultrasona çağırıyorlar, teyze kendini öyle kaptırmış ki sohbete, dördüncü anonstan sonra toparlanıp, gitti, işlem odasına.
bize bu fırsatı veren, bu icadın yolunu açan alexander graham bell'e teşekkürlerimizle.
ayrıca konuşamazsak, fotoğraf çekiyoruz. yolda yürürken biri pat diye önünüzde duruveriyor, ya manzarayı, ya kediyi beğendi. ya da selfie zamanı.
cep telefonları olmasaydı ne yapacakmışız acaba? düşünmeden edemiyor insan.

fotoğraf

cep telefonları ortalığı kasıp, kavurmadan önce, en iyi makineye sahip olmaya çalışıp, kadraj, ışık, objektif ayarı yapıp, amatörce, en güzel görüntüleri yakalama çabamızdı.
şimdi 7den 70 e herkesin elinde cep telefonu , hiç bir anı kaçırmadan yakalıyoruz. fena da fotoğraf çekmiyor hani keratalar.

profesyonel olarak fotoğraf sanatına gönül vermiş olanlar, tartışmasız cep telefonu çekimlerinin dışında tutularak değerlendirilmeli.

neşet ertaş

türk halk müziği üstadlarından. ismi için, şöyle bir açılım yapılır : neşet ertaş diye yazılır, neşe, dert, aşk diye okunur. bozkırın tezenesidir.

prometheus

ateşi tanrılardan çalarak, insanlara getirdiği için cezalandırılan tanrıdır.

olimpiyat meşalesi

olimpiyat meşalesi, olimpiyat oyunlarının sembolüdür. olimpiyat meşalesinin kökeni prometheus'un yunan tanrısı zeus' tan ateşi çalması ile ilgili olarak antik yunanistan'a dayanmaktadır. meşale, ilk defa amsterdam'da 1928 yaz olimpiyatları'nda tanıtıldı ve o zamandan beri modern olimpiyatlar'ın bir parçası olmuştur.
(alıntıdır)

olimpiyat bayrağı

olimpiyat bayrağındaki 5 halka yeryüzündeki 5 kıtayı temsil eder.

• mavi renkli halka avrupa kıtasını,

• sarı renkli halka asya kıtasını,

• siyah renkli halka afrika kıtasını,

• kırmızı renkli halka amerika kıtasını,

• yeşil renkli halka avustralya kıtasını temsil eder.

5 kıtayı temsil eden olimpiyat halkaları ilk kez 1920 olimpiyatları'nda kullanılmıştır.
(alıntıdır)

olimpiyatlar

olimpiyat oyunları, veya kısaca olimpiyatlar, dört yılda bir yapılan geniş kapsamlı bir spor organizasyonudur. antik şekli eski yunan'da yapılan oyunlar baron de coubertin tarafından 19. yüzyıl'ın sonlarında modernize edilmiştir. olimpiyat oyunları'nın yaz sporlarını içeren ve daha iyi bilineni olan yaz olimpiyatları, 1896'dan beri dünya savaşları istisnaları hariç her dört yılda bir yapılagelmiştir. kış oyunları ise 1924'te yapılmaya başlanmıştır ve 1994'ten beri yaz oyunlarının yapıldığı yıllardan iki sene sonra yapılmaktadır.
(alıntıdır)

behzat ç.

başrolünü erdal beşikçioğlu'nun oynadığı,bir ankara polisiyesi şekinde tanıtımı yapılan tv dizisi. türk televizyonlarında alışık olmadığımız farklılıktaydı. tadı damağımızda kaldı.

alışveriş çılgınlığı

öncelikle ekonomik durumu ve bolca zamanı olan, yüzde ortalamasında kadınların çıtayı yükselttiği alışveriş halidir.
bu ayakkabı bu çantayla, bu küpe bu kolyeyle, bu gömlek bu pantalonla, uyar mı? düşüncesiyle sürer ve uzar gider.
şartları uygun kişiler için neden olmasın da! anlayamadığım bir durum var. özellikle, mango, koton, zara benzeri peşinizde satış elemanlarının dolaşmadığı mağazalarda, ortalığın savaş alanına çevrilmesi. yerlerde sürünen ürünler gerçekten üzüyor insanı.
en azından sizden sonra, bir kişinin daha onu denemek isteyeceğini düşünebilirsiniz. onları toplayacak personeli düşünebilirsiniz. neden bu kadar acımasızca davranıyorsunuz hanımlar?
girdiğim mağazalarda o kadar çok yerden ürün topluyorum ki, bir gün spotlar üzerimde toplanacak ve bir anons duyulacak diye düşünüyorum, "yılın en düşünceli müşterisi geldi! alkışlıyoruz!"

unicef

1946 yılında kurulan birleşmiş milletler uluslararası çocuklara acil yardım fonu'dur.

(alıntıdır)

dünya çocuk günü

onlar en masumlarımız, onlar en güzellerimiz, onlar güzelliklere en çok layık olanlarımız, onlar en savunmasızlar, ilgiye, şevkate, sevgiye, koruyup, kollanmaya en muhtaç, doğanın en güzel hediyesi minik insancıklar. çocuklarımız.
dövülen, taciz, tecavüze uğrayan, işçi verilen, gelin edilen, eğitim hakkı elinden alınan, bir önce doğanın, bir sonrakine analık ettiği kara gözlü, kavruk, bakımsız, cılız yavrularımız.
bugün onların da günü.
20 kasım, dünya çocuk günü. unicefin bu yıl ki teması "go blue". sanatçılar mavi giyerek ve şirketler mavi görseller kullanarak dünyada ki ezilen, hırpalanan, haklarını kullanamayan, aç ve sefaletin pençesinde ki çocuklara dikkat çekmeye çalışıyorlar.

black friday

geçen yıl pek islami (!) kesim tarafından protesto edilince, bu yıl, şahane cuma, efsane cuma, ne olursa olsun gel al cumasına dönüşmüş alışveriş çılgınlığıdır. izlenimlerime göre, fiyatlar önce bindirilip, sonra indirilir. cüzdanı uygun olanlara rasgele.

meriç sümen

türkiye'nin devlet sanatçısı ünvanına sahip ilk balerin ve kareografı.
istanbul maltepe'de bulunan heykeline, bugün (19.11.2018) zorbanın biri tecavüz etmeye kalktı. çevreden yetişenler tarafından kovalan sapık, daha sonra arkadaşlarıyla geri gelerek heykeli devirdi ve zarar verdi. gazetelerde anlatılan haber bu. peki yapılmak istenen ne? ülke ve insanlarına neler oluyor? ahlaksızlık, zorbalık, sapıklık, saygısızlık aldı başını gidiyor. eskiler "ne olacak bu memleketin hali? " diye yakınırlardı. bizim sormamız gereken "memleketi bu pislik çukurundan nasıl çıkartacağız?" olmalı sanırım.

çay

kahvaltının vazgeçilmezi, ince belli bardakta pek güzel duran, tavşan kanı renginin pek yakıştığı, sıcak havada da, soğuk havada da istenen, aranan lezzet.
fazlası demir eksikliği yapıyor, tek kusuru bu galiba.

türk kahvesi

keyif ve lezzet bir araya gelmiş, bu güzel içecek olmuş. dost sohbetiyle olur, yalnızken olur, fal bakmalık olur, yorgunken olur, iyi eşlik eder insana. milletçe birinci tercihimiz çay olsa da, kahvenin de hatırı vardır gönlümüzde. kırk yıl kadar.

jale inan

(1 şubat 1914, istanbul - 27 şubat 2001), türk arkeologdur. side ve perge’de 40 yılı aşkın bir süredir kazılar yaparak bu iki kentin ortaya çıkarılmasına ve her iki yerde de önemli bazı yapıların onarılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. side buluntularının agora hamamı’nda kurulan modern bir müzede sergilenmesini sağlamıştır.

istanbul arkeoloji müzeleri müdürü aziz oğan’ın kızıdır. 1934’te erenköy kız lisesi’ ni bitirdi. 1935-43 arasında berlin ve münih üniversitelerinde arkeoloji öğrenimi yaptı. 1943’te münih üniversitesinde doktorasını tamamlayarak türkiye’ye döndü ve aynı yıl istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi eski çağ tarihi kürsüsü’ne asistan olarak girdi. 1944’te mühendis mustafa inan ile evlendi. arif müfit mansel 1946’da klasik arkeoloji kürsüsü’nü kurunca, bu kürsüye geçti. 1953’te doçent, 1963’te profesör oldu. 1975’te mansel’in ölümü üzerine getirtildiği kürsü başkanlığı görevini 1983’te emekliye ayrılıncaya değin sürdürdü. daha sonra side’de apollon tapınağı onarım çalışmalarına başkanlık etti.
(alıntıdır)
  • /
  • 25

kız öğrenciye hakaret eden profesör

şu tip olaylara bir yerlerde rastgelmeyi o kadar istiyorum ki...

ancak bu tip haysiyetsiz dallamalar adamların yanında yapamazlar bunu. ancak kendisine ses çıkaramayacak sünepelerin ya da fiziksel anlamda güçsüz kadınların yanında öter boruları bu tiplerin. o okulda okuyan bir öğrenci olsam, okulu bitirmem mezun olmam o herifin iki dudağının arasına bakıyor olsa dahi; o kadının kıyafetine laf atan, üniversiteyi pavyona benzeten, öğrenciyi giydiği kıyafet ile aşağılamaya çalışan bu basit beyinli ucubeye öyle bir ders verirdim ki girdiği her sınıfta ibret olsun diye ilk o dersi anlatırdı... ah ah! yalvarıyorum bir tanesi denk gelsin. biliyorum düzelmeyecek ve bitmeyecekler çünkü onların yaptığını normalleştiren aşağılık bir toplum var arkalarında. o yüzden son zamanlarda bu kadar sesleri çıkar oldu zaten... ama buraya yazıyorum, bir gün benim bulunduğum bir ortamda değil profesör, genelkurmay başkanı böyle bir hadsizlik yaparsa, rütbesini söker münasip bir tarafına sokarım onun.


t: öğrenciye, kendi ihtisas alanıyla ilgili katacak bir şeyi olmadığı için ahlak bekçiliğine soyunmuş bir gerzektir.

türkiye'de profesör olma koşullarını bilen insanlar zaten bu gerizekalı ucubelere sırf sıfatlarından ötürü itibar etmeyecektir.

ölen insanın arkasından konuşmak

ölü ya da diri, birileri hakkında konuşmayı bıraktığımız gün dünyayı güzelleştirmek adına dev bir adım atmış olacağız. tabi ki bu bir ütopya çünkü bazı insanlar diğer insanlardan başka bir şey konuşamazlar.

toplum olarak henüz hazır olmadığımız şeyler

devrim. çünkü devrim kadar bir toplumu rahatsız eden başka bir durum yoktur. toplumun içinde bulunduğu kalıptan onu bir anda sıyırmaya çalışmak hiç de kolay değildir.

ilk bisikletim

sahip olduğum ilk bisiklettir.
bisiklet denince aklıma hep ilk aldığımız bisiklet geliyor. ilkler unutulmaz derler ya buda öyle bir şey olsa gerek.
ilk bisikletimi türkiye gazetesinden kupon biriktirerek almıştık. aylarca kupon biriktirmek, bayide acaba gazete kaldı mı şeklinde korkular, biriktirilen kuponların evin en gizli yerinde saklanması derken o gün gelir ve bisan marka mavi aslan parçası en sonunda teslim alınır. babamın akşam eve geldiğinde arabanın arkasında onu ilk gördüğüm anı hiç unutamıyorum.

senelerce o bisiklete bindim. yıpranmış bir bisiklet olsa da bir gece insafsız bir hırsız tarafından bisikletim çalındı. ansız bu ayrılık belki de hiç unutamama neden oldu. her ne kadar vedalaşamasakta sen hep kalbimdesin, mavi kadrolu ilk göz ağrım.

sunshine

farkındalığı yüksek ve hep en iyisini isteyen yazar.
ama, mesela çehov şöyle der " mükemmellik uyumsuzlukla birlikte var olabilir. "

ez cümle; özlenen yazardır.

manda ve himaye

(bkz:mustafa kemal atatürk) önderliğinde, erzurum kongresi'nin bildirisinde kabul olunamaz olarak verilen karardır.

kelimeleri ayrı ayrı ele alırsak manda; kendini yönetemeyecek duruma gelen ülkelerin, tekrar kendini yönetebilecek duruma gelene kadar başka ülkelerin üzerinde yönetim oluşturma işlemine denir. yani kısaca ülkeler geçici olarak yönetim ve idari hatta iç işlerini başka ülkelere tabi bırakıyorlar. ancak ülke üzerinde egemenlik oluşturmuş mandacı devletler genel olarak devletin ilerlemesini ve gelişmesini kendisine bağlı kalacak şekilde yürüttüğü için bu süreç genelde kısa süreli olmuyor.

himaye ise; kendini koruyamayan ülkelerin işgal edilmemek için başka ülkelerin koruyuculuğu altına girmesine deniliyor.
bu iki kavramda aslında güçlü ülkeleri daha güçlü, güçsüz devletleri ise daha güçsüz hale getiriyor.

ulu önderin yüksek öngörüsüne ne kadar minnet etsek az.

500t

istanbul'un en bilindik otobüz hattıdır.
bir çok ilişki bir çok arkadaşlık ve yol hikayesi barındırır. haliyle biz de bu arada bir şeyler öğreniyoruz gelenden gidenden.
500t hayat gibidir. sizin kadarınız bellidir. sabah başlarsın servise. çıkarsın yola o durak senin bu durak benim dolaşırsın. en son edirne kapı mezarlığı, son durak. bildiğin hayattır.

kimler biner kimler inerse artık hayat otobüz'üne.

ama şunu bilirim ilk doğduğun gibi başlarsın sefere.
ilk duraktan anneni babanı alırsın hayatına, ailen , sonra arkadaşların ve bir çok kişi biner. hepsini taşırsın, kimi zaman tartışırsın, kimi zaman selamlaşırsın.
ama hepsi son durakta veya kendi durağı geldiğinde iner otobüz'den. sen kendi yolunda gider gelirsin. ama ne olursa olsun tuzla'dan boş kalkarsın, mezarlığa boş girersin

bu kadar felsefe yeter.

bizim durak 130 otobüz. günde 3 bilemedin 4 servis yapıyoruz. yani 3 gidiş 3 geliş. parası da iyi hani.
kimseye bulaşmazsan iyi iş. bazen zorluğu yok değil. hangi işte yok ki... polisi, belediyesi, yolcusu güzel hattır 500t.

sözlükte zirveler oluyormuş bakarsınız bizim otobüz'de bir zirve yaparız. size yol boyunca bütün yaşanmış hikayeleri anlatırım. çekeriz kenara oynarız,güleriz, mangal yaparız. benim bildiğim en zirve bu. dostlarla oldu mu tam zirve bizim için.
yol ancak dostlarla biter yoksa uzar da uzar.

sunshine

bir güneş ışığı.
naif, dolu, candan ve sözlüğün hak ettiği yere gelmesi için canla başla çalışan...
nasıl hayal ediyorsanız emin olun öyle bir gerçek ile karşılaşıyorsunuz.
bir dost, bir abla kazandık. ne mutlu.

türk filmi

tanımlaması basit, yaşaması zor film türü. bildiğiniz türk sinema sektörünün ürettiği dram, acı, neşe, kıskançlık içeren filmlerin tümü.

hangi kafada yazıldıysa çıkın sokağa bakın aynısı mutlaka var.

(bkz:dünyayı kurtaran adam)

kadına şiddeti önlemek

kadına şiddeti önlemek çok basit aslında, bir imzaya bakar. bakıyor, bakıyormuş! çocuğa şiddeti, istismarı önlemek de öyle, basit yani. bir imza yetiyor, yetecekmiş yani ! niye kimse duymuyor bu adamı yahu? dili dimağı kurudu söylemekten, diyor ki; " bu vahim olayları, bu korkunç olayları engelleriz, yeter ki idamı geri getirsinler". " " ben " diyor " altına imzayı atmaya hazırım " sonra bir tek o mu başka bir kadın da çıkıp diyor ki " yok efendim, ben daha güzel imza atarım idam kararının altına " sonra diğerleri, imzalarım, imzalarım, imzalarım! diye çığırıyor.

her ağzınızı açtığınızda terör estirin, her lafınızla toplumu bölün, parçalayın, ayırın, cinnetin eşiğine getirin. bizatihi kendi beyanlarınız yetmez gibi, aşağılık ne kadar beyan yapabilecek varsa paye verin, kadını aşağılayan cümleleri ardı ardına kurun, kuranı destekleyin. sonra da bunda parmağınız eliniz kolunuz direktifiniz emriniz yok gibi bir de dar ağaçları kurmaya yemin edin. elinizle, dilinizle sistematik olarak kadın katili çocuk istismarcısı üretiyorsunuz ne hapisanelere sığdırabilirsiniz ne öldürmekle bitirebilirsiniz.

kadın ile erkek eşit olamaz; fıtrata aykırı

"kız mıdır, kadın mıdır bilemem"

"kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek"

"anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne? anası ölsün öyleyse"

"iş istiyoruz sayın bakanım" "niye evdeki işler yetmiyor mu?"

"kadın çalışarak fuhuşa hazırlık yapar"

"kahkaha atan kadın iffetsizdir"

"kadının fıtratında köle olmak var"

"tecavüze uğrayan kürtaj yaptırmasın"

"hamile kadın sokakta dolaşamaz"

"kadınlar için tek kariyer annelik"

"türk kadını evinin süsüdür"

" 6 yaşında çocukla evlenilebilir "

" kız çocuğu babasının yanında şortla duramaz "

" en az 3 çocuk yapın "

işte bataklık bu.

edit: imla

Toplam betim sayısı: 491

taksim meydanı'nda eğlenen sığınmacılar

güzelce eğlenen gençlerdir. maşallah, hepsi katır gibi tepiniyor (!) mağdur değil miydi bunlar, zor durumda filan. yazın sahillerde, kışın caddelerde güzel eğleniyorlar. yazık! sığınmışlardı, di mi?

veda zamanı

eski sözlüğün, eski yazarlarından biriyim. bazı yazarlar biliyor, bazı yazarlar bilmiyor. eski sözlük sayesinde çok güzel dostlarım oldu. (görüşmeye devam ediyoruz) beraber güldük, hüzünlendik. bebekler karşıladık, yazarlar evlendirdik. keyifli zamanlardı. hepsi benim için kazanımdı.
yeni sözlükte de sanırım bir yıl kadar yazdım. zaman doldu. "yönetimi yerden yere vuran" bir yazarı, uyumu bozan bir yazarı, yazar olarak değil, kişi olarak da istemezler. ben de samimi olarak eleştiri yapamayacağım ben olamayacağım bir yerde durmam.
eski sözlükten değerli yazar arkadaşım harbe giden sarı saçlı çocuk, bu sözlükte okumaktan keyif aldığım quş ağacı, ve sevimli kızım meseli sizleri ve yazılarınızı özleyeceğim. "veda etmeden gitmek korkaklıktır" demiş bir üstad.
tüm yazarlara, mutlu keyifli yeni bir yıl diliyorum.
usta veysel buraya çok yakışır :
biz bu elden gider olduk
kalanlara selam olsun.

ev işleri

bitmeyen işler grubundadır. büyüklerin deyimiyle "arsız" dır. çamaşır, bulaşık, ütü, cam silme, süpürge, toz alma, mermer, fayans ovma, dolap içi silme ve yerleştirme, market alışverişi, banyo - mutfak hijyeni, yemek. bunlar ana başlıkları, detaya indiniz mi? ne işler açar başınıza ev işleri denen canavar! yardımcınız geliyorsa mutlu olun, yok kendim hallederim diyenlerdenseniz zor çok zor. geceyarısı mutfak dolabı silerken bulabilirsiniz kendinizi.

neşet ertaş

türk halk müziği üstadlarından. ismi için, şöyle bir açılım yapılır : neşet ertaş diye yazılır, neşe, dert, aşk diye okunur. bozkırın tezenesidir.

sakalsız erkek

bazı çevrelerce ısrarla sakal bırakmaya davet edilen erkeklerdir. yoksa "hallenenler" olabilirmiş. ne demekse?
memlekette tertemiz yüzlü insanlara hasret kaldık. bir de bu sözde fetvacıların çağrıları çıktı başımıza. hayır olsun bakalım.

meseli

güzel yazan, zarif yazarımız.
sözlüğün yöneticisi olmuş. ne güzel olmuş.
başarılar ve güzellikler yazarımızla olsun.

kadın

bakire kadınlar istiyorsunuz çünkü cinsel performansınızda ki başarısızlığın kıyaslanmasını istemiyorsunuz.
edilgen ve tecrübesiz kadınlardan eş istiyorsunuz, çünkü hizmetinizi yaparken sözünüz geçsin istiyorsunuz.
her kadın bedenine hakkınız var gibi bakıyorsunuz, sahip olduğunuz kadınlara da başka erkekler aynı şekilde bakacak diye kadınlara hayatı zehir ediyorsunuz.
ben sana güveniyorum da çevreye güvenmiyorum diyenleriniz az değildir.
aşağılık kompleksinin adı oluverir kıskançlık, kıskançlığı sevgi yapan geri zekalılık.
özgür düşünen, güçlü, kişilikli kadınlardan korkuyorsunuz, çünkü ne kadar aciz olduğunuzla yüzleşmekten kaçıyorsunuz.
bir erkek her haltı yediğinde görmezden geliyorsunuz, ama bir kadın ''bedenim benimdir sana ne dese'' adını çıkartmaktan hiç gocunmuyorsunuz.
ahlakı kişilikte kaybettiniz, kadının apış arasında arıyorsunuz.
namusunuzu kadın kazandırır, nasıl bir erkek olduğunuz kadına göre ölçülür.
utanmanız ancak karınız "namussuzluk" yaparsa olur.
ödünüz kopar o yüzden tam bir tahakkümcüdür ruhunuz.
faşizm sizden başlıyor, zihniyetsizliğinizden farkedin.
sahi yaa siz erkek kalanlar, hala insan olamayanlar, cinsel organından yukarı çıkamayan kafalar, siz bu dünyada niye varsınız?
cahillikle övünen tek canlı olmak, nasıl bir hakarettir kendinize farkında mısınız?

beş bin yıldır kadın; kölenin kölesi.
ücretli kölenin evdeki hizmetçisi.
köylünün namusu. küçük burjuva aydınının içki sofrasında mezesi ve ilişki albümünde yeteneğinin övüncesi.
kapitalist pazarın cinsel metası.
dindarın kapatması.
tanrının şeytanı.
erkek avcıların gülü, sözde aşk meleği.
oysa o, insanı "rahminde" var edip, yaratanı! emzireni, emeği ile büyüteni, yani insan toplumunun sahibi.

john soul

öğretmenim, bu nasıl yeniyor?

bu sabah, biraz yaşlılık biraz duygusallıkla yoğrulmuş yaşamıma, soğuk algınlığı sosu eklenmişken, gözyaşı döktürmüş, dünyanın en masum, en tatlı, en şirin, buram buram yoksulluk izleri taşıyan harika sorusudur.
ığdır'da eli öpülesi, önünde saygı durulası sevgili öğretmenimiz mehmet özcan çocuklarına pizza ısmarlamış, hayatlarında ilk defa pizza gören masumların, o güzel bakışları, o şirin yemeleri ömürlük bir iz bıraktı bana.
sevgili öğretmenim, yanan insanlık ateşiniz, eğitimci ruhunuz hiç solmasın.
sağolun, varolun. saygılarımla.

25 kasım kadına yönelik şiddetle mücadele günü

uluslararası kadına yönelik şiddetle mücadele günü, aile bakanı zehra zümrüt selçuk'un açıkladığına göre, adalet bakanlığı, içişleri bakanlığı, milli eğitim bakanlığı, sağlık bakanlığı ve diyanet işleri başkanlığının katılım ve katkıları ile gerçekleştirilecek.
simge yapılar, kadına şiddetin karşıtlığını ifade eden turuncu renk ile renklendirilecek.
81 ilde çeşitli etkinlikler düzenlenecek.
bu etkinlikler umarım sadece laf ve sohbet olarak kalmaz, uygulama olarak da kadın ve çocuğa şiddetin önüne ciddi engeller çekilmesi için çalışmalar yapılır.

otizmli ünlüler

zekaları farklı çalıştığı için, deha seviyesindeki bilim, sanat insanlarıdır.

franz kafka
beethoven
mozart
einstein
tesla
jane austen
van gogh
edison
newton

homoseksüelliği övmeyi modernlik sanmak

homoseksüellik belli tarihlere kadar hastalık, daha sonra ruhsal bozukluktan kaynaklanan tercih, şimdilerde yönelim kabul ediliyormuş.
sözlükte açılan betimlerdeki görüşlerden doğan farklılığın içine dalmadan, bir kaç bir şey okudum, böyle açıklamaya çalışıyorlar.
reklamı nasıl yapılıyor? bilmiyorum. ben hiç rastlamadım. ama tercihi nedeniyle çok acı çekmiş bir insan tanıdım. (bir başka betimde uzunca anlatmak istiyorum)
çalıp, çırpıp, eziyet edip, çoluk, çocuğa tecavüz edenleri gördük erkek diye,
en olmadık lafları edip, yuva yıkan, iş bozan kadınlar gördük.
cinsiyetin insan olmakla, iyi olmakla, vicdanlı olmakla ilgisi vardı, bize mi öğretmeyi unuttular?
ötekileştirmeyi ne kadar sever olduk! ne kadar acı değil mi?

geleneksel tıp

binlerce doktor uygulama sertifikalarını almışlar. artık "kupa çekme" "sülük" tedavileri konusunda da eksiğimiz kalmamış şükür.
tabipler odası "bu tedaviler afrika'da bile kalmadı" dese de, bizde var efendim.
sıradaki örneklerini çok merak ediyorum. okuyup, üflemeye başlarlar mı acaba bizi?
mümkündür. geleneksel tıp efendim. siz de hiç bir şey beğenmiyorsunuz.

doç. dr. elif ince

ilk radyonsuz tomografi cihazının geliştirilmesine öncülük eden nükleer fizikçi bilim kadını.
istinye üniversitesi öğretim üyesi doç. dr. ince ve ekibinin cihazı, türk patent ve marka kurumu'nun düzenlediği yarışmada altın madalya kazandı. mesanenin görüntülenmesi için geliştirilen cihaz büyük yankı uyandırdı.

çam ağacı

yılbaşı üzeri evinizde bu güzelim ağacın kendisi veya bir taklidi bulunuyorsa yandınız, dinden çıktınız demek oluyor.
çok kusurlu ve hatalısınız. hemen yok edin o ağacı. zinhar süslemeye falan kalkmayın. en derin köşelere sokun, bir daha da çıkarmayın. çünkü niyetiniz asla yeni yılı kutlamak olamaz, neler karıştırıyorsunuz siz bakayım? ağacı kaldırın. ohh! hep beraber rahat nefes aldık. yine kurtardık!

kadın sürücüyü döven magandalar

trafikte kendilerine yol vermediği gerekçesiyle, aracının önünü kesip kadın sürücüye, cesur ve kahraman bir şekilde saldıran,hırpalayarak döven, erkek egemen adaletin kadın savcısının "beni dövmüyorlar da neden seni dövüyorlar?" sorusuyla incelenecek dosyasının, hatta malum makamlara yakınlıkları varsa, karakol kapısında elleri sıkılarak karşılanacak "yeni türkiye" nin yeni yaratılmış, desteklenen, korkusuz magandalarıdır.