sözlük yazarlarının şiirleri |
**
Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin / üzgün, kara ve ayaklanmaya hazır
İsmet ÖZEL
**
ben
yıllardan sonra elimde bir balyozla
kapına geldiğim halde, en şerefli hallerimle
yıkmak isterim gözlerinin ardında
arka ülkeye bakan duvarı
taşlar üstüme yıkılsın, Mûsa yanımdadır herhalde
en şerefli hallerimle
arz ederim.
**
sen
bakarsın ama göremezsin beni
nereye çevirsen çünkü o gözleri
arka ülkeye bakan duvarlar üstüme gelir
o yüzden ben hep senin
arkandan bakmışımdır,
'ziyafetten aç dönen bir yetim gibi'
şiir yazmayı da beceremem
ne olur artık gör beni
arz ederim.
**
ah bir fular kuğunun boynunda ne güzeldir
ah bu yağan karlar hangi rüzgara bakar
ah hangimiz ebed hangimiz ezeldir
ah...
ben
bu çağın adamı değilim Beatrice, bilesin
gemilerle yanaşıyorum o yüzden kıyılara
denizi olmayan bu şehrin kıyılarına
karadan yürütüyorum gemilerimi, sırtımda
sancıyan yük ne kadar da güzeldir
al yükümü, kurtar beni
arz ederim.
**
onlar,
on'lar,
bulmak isterken seni karşıma çıkan
onlar
çok kalabalıklar
gücüm yeter dağıtırım, yine de alırım seni
çok arkadaşım var
ama bir defaya mahsus gel, sen al beni
bu çağa ayak uyduramıyorum
duvarın üstünden düşmek üzereyim
arz ederim.
**
"Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin / üzgün, kara ve ayaklanmaya hazır."
arz ederim.
Bir de benden:
Trenler kalkıyor içimden martılara,
Bir yıl, yine sır gibi saklıyor yüreğini.
Bir ölüm, bir hicran sıkışmış kuytulara,
Onlar çalacak zaten az sonra düdüğünü,
Trenler kalkıyor içimden martılara.
Çatıdan düşmüş bir kuş sığınsın kucağıma,
Gidilecek diyarları bir bir bana çıtlasın.
Bir mektup bıraksın kırılmış bacağıma,
Sonra gidip yine çatılardan atlasın,
Çatıdan düşmüş bir kuş sığınsın kucağıma,
Süte karışmış bir zehir aksın ayalarımdan,
Bırakılan mektuba kan misali damlayan,
Cennet kokan bir göğüs, gerçek rüyalarımdan,
Mektuba yazan eller tembellikten hamlayan,
Ve süte karışmış bir zehir aksın ayalarımdan.
Tarlalarda çiçekler şimdi zehirden soluyor,
Eğilen başları sanki düşecek bir çocuk.
Benim de çocuğun anası gibi gözlerim doluyor,
Anası kurtarmaz ki! Anası bir kaçık!
Tarlalarda çiçekler, şimdi zehirden soluyor.
Güneş alacakaranlığa kurban veriyor kendini,
Tarlalar yandıkça, “akşam” galip geliyor.
Peygamberlik iddiasında, yayacak mı bu dini?
İnanmayan her başak diri diri yanıyor.
Güneş alacakaranlığa kurban veriyor kendini.
Yürekten sızan ışıklar aydınlatmaz şu kör günü,
Kürek kemiklerime bak, ne ayetler yazıyor.
Yağmur hevesli, yağmur çalışkan, haydi söndür yangını,
Gitmesin güneş! Ardına yangından saklanıyor.
Yürekten sızan ışıklar aydınlatmaz şu kör günü.
Olsun, nasılsa bakışımız karanlığa da alışır,
Gemileri yakışımız tarih olmadı hala.
Kendisi hep bizlere bir ders vermeye çalışır,
Ama biz hep aptalız, bizler hep bir budala.
Olsun, nasılsa bakışımız karanlığa da alışır.
Zaten yalnızlıktan mamûldü şarkılar,
Düşümdeki odaları her gün is kaplardı,
Bir ayazdı ki hava, korumazdı parkalar,
Bir ciğerim diğerine bir hançer saplardı,
Zaten yalnızlıktan mamûldü şarkılar.
Ya tren varır hedefe, ya da güne döner vakit.
Günebakanlar müjdeliyor güneşin yörüngesini,
Okunmaz uzun diye evrendeki bu akit,
Bu akit hep saklıyor ölümün nirengisini,
Ya tren varır hedefe, ya da güne döner vakit.
Trenler varıyor içimden martılara,
Bir yıl sır gibi saklıyor sona ereceğini,
Bir ümit ziyadesiyle sıkışmış kuytulara,
O yaşatacak zaten görüp göreceğini,
Trenler varıyor içimden martılara.
01.01.2011
Taşar mı iğne deliğinden...
Yakaladılar mı beliğinden?
Fazla direnme,
Sömürürler iliğinden,
“Ne istersiniz elin salağından?”
Sığar mı insanlığa?
Yakışır mı iğne kadar ince adama...
Çatlamış mı?
Yap bir badana...
Öyle sevaba dönüştü ki günahlar,
Gerek yok yaradana... (!)
Sığdı mı şimdi?
Oturdu mu içine?
Kirli dediğin eller uzandı mı tacına?
Bırak o tacı,
Yakışmaz saçına,
“Madem olmadı bas tekmeyi kıçına!”
Neye sığdı belli değil,
Yakışır mı kuralı yok!
Yok mu ki bir kitabı?
Öğrenmeye herkes tok,
“Öğreneyim” diyen yok da;
“Biliyorum” diyen çok...
08.12.07
Tanrı'ya inanmıyorum ama bir güç var diyen çocuğun içindeki boşluğu
nasıl anlayabilirdim sevgilim, bana bir kez baktığın anda yerdeki taş tuğlaların
havalanıp alnımın ta orta yerine bir kurşun gibi saplanabilmesini?
ve bilmelisin ki Ankara'ya kapkara bir is çöküyor gece bastırdığında
yüreğimin en kalabalık caddelerinin bombalanma eylemlerini ise
derdimi anlamayan ama derdimi bilmeden paylaşan onlarca kız üstleniyor
bana bıraktığın ağırlıkla onlarca kız hafifliyor
evet, karşılıksız bakışmaların yaşandığı bir yerde devrimci şiddet meşrudur
kabul ediyorum.
*
senin olmadığın yerlerde sen olmasan bile senin bir yerlerde olduğunu bana hatırlatacak
bir anıtkabir yaptırmayı düşünüyorum, böylece beni bombalaman, beni ve düşlerimi
yüreğimi, cinsimi, cibiliyetimi, sana baktıkça kör olan gözlerimi
daha zor olabilir, ne de olsa kanun var nizam var, bir ihtimal seni durduracak
Atatürk'ü Koruma Kanunu'nu seninle bakışabilmem için uygulatacak!
sana bakmak istiyorum sana baktıkça Atatürk kadar güvende olmak...
her şey olabilir her an her şey, belki bir gün gözlerimizle kanatlanarak
Anıtkabir'e bile gidebiliriz?
*
Yanıyorum sana yandıkça, senin yandığın yerlerde senin yerine ben sönüyorum
(o kalp o)
aniden göğsüm sıkışıyor
elim gidiyor kıvranarak,
dizlerim tutmuyor ve yığılıyorum
korkuyorum anlamsızca
korkuyorum kaybetmekten
korkuyorum kaybolmaktan
tek dostum diye sarıldığım
şişeler yokluyor beni sık sık
ve yine devam ediyorum anlamsız hayatıma...
**
Soylu bir kent isyanının
ağartısıdır
sloganlaştıkça sıkılan ellerin
ve hiçbir zaman dillendirilmemiş bir sevdanın
adıdır soğuk sokaklarda
uçuşan afişlerin üstünde yazan
Oysa buz tutuyor ellerimiz
filozofları okuyoruz bıyıklı filozofları
başımızı sayfaların arasına gömerek
-kutsal kitaplaştırdıklarımızdanmısınız bayım-
dünyanın çeşitli ülkelerinde
çeşitli nedenlerle gençlerin aşık olmaları
politbüro kararıyla yasaklanmıştır
aşık olmadan sevdiğimiz için bir davayı
coplar indikçe kafamıza
sızlıyor kalpcağızımız
bu arada sen
ellerin hala sıkılı olduğu halde
en güzel bir kuğusun
isyan kaldıran parklarda
afişler hala uçuşuyor
şimdi durdum
ellerindeki buzun çözülmesini bekleyerek
sebat ediyorum
Allah kerim önümüz yaz sen bir güzel kuğusun
politbüro serbest bırakmasa da aşık olmanı
ben
senin temsili Sovyet güçleri Berlin'e giriyor
canlandırmasında sarıldığın kılıksız-başı sargılı
S.S eskisi olmaya razıyım
kırt kırt kırt
kestim kundaktaki kardeşimi...
kör ekmek bıçağıyla
annem üzülmez ki
ilk ben doğdum ne de olsa...
Zor yaşamların öldürüsü...
Bir avucumda gül kurusu,
Bir avucumda dişler...
Kafamda kuş tüyleri,
İçimde kuruntun...
Zor anların hızırı değil,
Ne de sultanın veziri...
Zor kadınların güldürüsüyüm ben,
Ağlayan bebeğin gürültüsü...
20 Eyl. 06
ya ben? ben görmek zorunda mıydım?
görüp de bitti demek,
sabah sabah mateme gömülmek zorunda mıydım?
"amaan salla" demek yerine
gönlüme ateş düşürmek zorunda mıydım?
bu kadar acizim işte
bu kadar zaafkar
ve bu kadar da aşığım işte.
bitti.
Yalnızlık başa çökmüş...
Öyle bir duman ki bu baksan inanmazsın,
Ağlıyor bir çocuk;
Sessizlik yalan olmuş...
Öyle bir çığlık ki bu duysan inanmazsın.
Çalar eski şarkılar,
Gözyaşı çoktan dinmiş...
Öyle bir yorgunluk ki ölsen inanmazsın,
Serincedir içeri,
Karanlık dibe vurmuş...
Öyle bir sahne ki bu görsen inanmazsın.
Dertler eleme döndü,
Ellerimse kıbleye...
Öyle bir dua ki bu yazsan inanmazsın...
Aralık 2006
seni yazmak
şiir olmak istiyorum
sana yazılmak
sen benim ol istiyorum
ben senin olayım
biliyorum çok şey istiyorum.
ve sen de biliyorsun
istemek yetmiyor...
şarkı olayım çalınayım kulağına
ıslık olayım dudaklarında
sende yerim olsun istiyorum sadece aslında.
yine de zannımca, iş sadece şiir yazmakla/yazmaya çalışmakla bitmiyor.
bir de " şair" gibi yaşamak/yaşamaya çalışmak vardır. hayatı o şekilde algılamak, tüm hesapları bir yana bırakmak ve dünyaya başka gözlerle bakmaya çalışmak...ki aslolan da budur.
zira iki kelimeyi, okumayı yazmayı sökmüş her insan evladı yan yana getirebilir ama şair gibi yaşamak var ya, o harbiden karakter ister işte!
ne zaman acemice yazılmış bir şiir okusam -herhangi bir yerde- gerçek şairleri hürmet ve minnetle anarım.
bize kazandırdıkları her şey için.
Sor masalcıya, belki anlatır sustuğu zamana
Bülbül'ün, alacakaranlığında
Ve yüz sürülen kalp tapınağında
Kanatıldığı fermandır
Aşkıma.
sizi affediyorum
büyüklüğümü göstererek
cezalandırıyorum
ben büyüklüğümü
gösterdikçe siz
küçülecek, küçülecek, küçüleceksiniz
ta ki böcek kadar küçülünceye dek
sabırla bekliyorum
canım insanlar
sizi affediyorum
***
Bir ucunda kaçış var, bir ucunda kapanış,
Karanlığa ölümcül, mecbur olan sokaklar.
Sessiz dursan fayda yok, para etmez haykırış,
Çığlık atsan kim duyar, kapanıyor kepenkler.
Ayak izi kalmamış, yol gösteren bir kul yok,
Ekmek atsam yollara, kendi kendin’ yiyecek.
Akıl yerinde değil, düşüncemde fayda yok,
Düşünmeye başlasam, asla durmayacak.
Davet gibi bir bakış, camlardaki başlarda,
Kaldırıp başım baksam, içeri kaçışıyor
Bitmeye hiç heves yok, gözümdeki yaşlarda,
Ağladıkça yüreğim, daha az yatışıyor.
Bir kaç gölge görsem de, sokağın loşlarında
Dertleşecek yürekler, gördü mü sıvışıyor.
Neyse ki o sarhoşlar, kaldırım taşlarında,
Dertlilerin derdine, dertliler yetişiyor.
Bir ucunda sen varsın, bir ucunda sensizlik,
Ayaklarım gitse de, gölgem aynı yerinde.
Bu nasıl bir terkediş? Olmaz böyle densizlik,
Ne yapardın bilemem, olsan benim yerimde.
Güneş doğacak elbet, bu karanlık sokağa,
Sonu gündüz olmayan geceler yaşanmamış.
Belimdeki tabancam dayanır bu şakağa,
Kaç kurşun attım da dün, mermisi tükenmemiş.
Çekmiyorum tetiği, ne kaldı ki şafağa,
Ben değilim ki ahmak, sensin o sevilmemiş.
***
0
“Uyan uykundan;
Dön yalnızlık rıhtımından...
Bak martılar açlık grevlerinde,
Balıklar yaslarından kıyıya vurmuş;
Uyan uykundan;
Dön karanlık bahtımızdan...”
I
İmkansızlığın da kader olduğu yoz hayatlarımız;
Ve ardımızda bıraktığımız anı tanecikleri...
Vurgun kadehlerde bitiyor her şey;
Gümrüksüz gönüller;
Gümrüksüz heceler;
Vazgeçmek kolay değil ayık kafayla;
Karanlık odaların ezici üstünlüğü var...
Dans etse de mumların cimri ateşleri;
Ahenkli ahenkli;
Bir kadın gibi...
Çöker matemim karanlık kadar...
II
Sarılmakla olmuyor hayallere tutunmak
Ve istemsiz hayatta kalma çabaları...
Görünmeyen bir mektupta bitiyor her şey;
Adressiz kurşunlar;
Adressiz bozgunlar;
Karşı koymak mümkün değil ayık kafayla;
Başladığımda üç gol yemişliğim var;
Dans etse de mumların adi ateşleri;
Cilveli Cilveli;
Bir kadın gibi...
Merhametim peygamberinki kadar...
III
Sevme sen içmemi!
Ben yine içerim...
İçmezdim gerçekten sevmesen içmemi...
*
Bak!
Doyumsuzluğuma doydum,
Sabırlıyım sabırsızlığıma,
Sorumsuzluğumdan sorumlu biri olarak,
Farkettim, farkındalığımı.
Ve kaybettiğim kazançlara ters yüzen bir balığım,
Kararsızım kararlı mıyım?
Bilmiyorum biliyor muyum?
Sen gel.
Sen gel diyecek kadar patavatsız,
Sen gel diyecek kadar yüzsüz,
Teslim olacak kadar şatafatsızım,
Planım yok sen gel!
Sadece,
Sadece,
Hala yaşadığımın farkındayım,
Acı çekiyorum, öyleyse varım...
olman olacak iş değildi, olmaman çok normal.
şimdi ama bir kere oldun ya, normali o sanıyorum.
ama halbusi, zaten olmayacak işti be. ah be'm.
yeni kurduk bağımızı, seninkisi iş değil,
yıkmak, yok etmek,övünülecek şey değil,
eyvah, erken gazel döktü gönül bağlarım.
--- spoiler ---
Durdu…
Hakikaten durdu!
Hiç durmaz derlerdi,
Hep de dönerdi bildiğimden beri,
Ama durdu…
Bir fincan kahveye,
Cama düşen yağmura,
Şekerlemelere ve,
Akreplere rağmen durdu.
Sıra sıra kitaplara,
Tozlanan raflara,
Önce tavana vurup,
Sonra gelen ışığa rağmen,
Ve hatta hatta,
Yağmurla kararan göğe rağmen durdu.
Çobana rağmen,
Koyuna rağmen,
Otlanılan çayırlara rağmen,
Eski kaşara,
Siyah zeytine,
Soğan ekmeğe rağmen durdu.
Savruluşumuzmuş meğerse bizi ayakta tutan.
O yüzden göçüverdik,
Kapaklandık yerlere.
*
Yerçekimi,
Hatalı artık.
Hesaplar hep yanlış.
Fildişi kulelerde isyan bayrağı açık,
Bayrak dalgalanmıyor.
O kadim rüzgar yok,
Işıklar sönmüş.
Alimin sakalı,
Tel tel dökülüyor.
Fersah fersah kök salmış itin biri!
Kadınlara rağmen,
Gözlerine rağmen,
Dökülen dişlerime rağmen…
Trenler de durdu.
Martılar da durdu.
Trenler yerinde ama düşüyor martılar.
Ekmeklera rağmen,
Balıklara rağmen.
Gece ve gündüz yoruldular,
Amansız takip sona erdi.
Ben de durmaz sanıyordum, bakma bana.
Bana da öyle öğretildi.
Sana da…
Soran olmadı ki kendisine.
Durdu işte,
Bir kalp gibi yoruldu,
Bir akciğer gibi,
Buruştu, büzüldü…
Sigara onu da öldürdü.
*
Durdu!
Hakikaten durdu.
Aslında duracak demişlerdi,
Hep de dediler laf arasında.
Ve durdu!
Delilere, Parçalanmışlara, Kaybetmişlere, Düşmüşlere,
Yönünü kaybedenlere rağmen!
-Rağmen de değil, İnat aslında…-
Durdu oğlum.
Durdu kızım.
Uyan artık sen de,
Sabah olmayacak nasılsa.
--- spoiler ---
kuşların cıvıltısı,
yaprakların hışırtısı,
rüzgarın sesi,
bir senfoni,bir müzik ile kadın sözlüğünde meşk şimdi" diyebildiğim dizelerdir.
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.
O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.
Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,_
Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.
*
bulutla karışıkk hayaleti
sallanan her elde veda oluyor
ruhumun kiralık bekçisi.