- en güzel gündür . tatil başlar. erken kalkma zorunlulugu yoktur. tabii cuma da olabilir aslında ama cumartesi iyidir
(webstar, 2010-01-03 01:23 ≈ 2010-01-30 22:58)
- haftanın ilk günü; en stresli günü. mis gibi bir cum'a tatilinden sonra, insanın yataktan kalkası gelmiyor. hay bu cumartesiyi buraya koyana!
(bkz: cumartesi sendromu)
- yorucu bir haftadan sonra evde tembellik sınırlarının zorlanacağı gündür.
(dudi_, 2010-03-20 22:06)
- sinemaya gidilecek en müsait gündür.
- en masum gündür.
(bkz: masum cumartesi)
- haftanın çalışma günlerinin yeni sonlandığı, sabahında erken kalkmak zorunda olunmayan, bir pazar gibi ertesi günün sıkıntısının basmadığı; banyoydu, ojeydi, ütüydü uğraşılmayan ve tüm gün sevdalıyla koklaş, uyukla, ye, iç, gene koklaş, gazete oku, uyukla, sevgiliyle koklaş, koklaş... biçiminde devam edebilecek gündür.
- EĞER PAZARTESININ ADI CUMARTESI OLSAYDI AYNI SEYLERI SÖYLEYEMEYECEGIMIZ, 7 GÜNÜN 6. HIÇ BITMESIN ISTENEN GÜNÜDÜR.
(berry, 2010-03-20 22:46)
- feridun düzağaç şarkısı
Bakışların gittiğin yerden uzak
Yoksa gelirdim
Sensiz anlamsızlığımı anladım
Dön vesaire demek için
Bugün burda cumartesi
Ben senin saçlarını, suçlar bakışlarını
Geveze susuşlarını bile özledim
Ayrılık bu söyle sende farklımı zaman
Aynı soğuk aynı hazan
Bugün ordada cumartesimi
Sende beni benim kadar özledinmi
Aynalardan kaçarken
Özlenmeyi beklemek
Ne kadar acı ne kadar komik ve
Ve bana ait deÄŸilmi
Gülme incinirim
Gülme incinirim
Gülme incinirim
Gülme...
(http://fizy.com/..) dinlemek isterseniz
- eğlence ya da dinlence günüdür. tadından yenmez. aynı zamanda güzel bir şarap adıdır.
- evde oturulmaması gereken gündür. bazı tipler bunu söyler söyler evden çıkmazlar.
(madem söylüyosun ne evde pinekliyosun? madem pineklicen ne söylüyosun? hayır, bari söyleme! söylemese de pineklese! sorun yok. ama yok. söylüyo...)
(fiski, 2010-05-01 21:01)
- sabah erken kalkma zorunluluğunuz olmamasına rağmen sabahın yedisinde hacıyatmaz misali yatakta doğrulduğunuz gündür.
- feridun reis'in "gülme sikerim belanı" demek istediği şarkı.
(bkz: #218358)
(bkz: ağzı bozuk yazar)
- dinlenesi gelen şarkıdır.feridun yaa adamım.
- içi seni, seni beni yakar falan değil, bildiğin ateşe atıyor. öyle bir şarkı. güleni siksinler.
- vakti zamanında verdikleri reklamlar süper olup, tadı berbat olan sofra şarabı. beyazı kırmızısını döver.
- yeni senenin ilk günü.
- hafta içi deli gibi çalışanların bir yerlere gitmek için, eğlenmek için bekledikleri gündür. pazartesi gibi "ertesi" eki alarak şahsiyet kazanmaya çalışan bir gündür ayrıca. bazı annelerin toplaşma günü, bazı öğrencilerin ödev yapma günü, bazı evlilerin sevişme günü, bazılarının "bugün orda da cumartesi mi" diye sorduğu, cuma'nın yarını pazar'ın dünü.
- aklıma gelip dinlemek istediğimde günlerden cumartesi olduğunu farkettiğim şarkıdır. farkında olmanda dinliyorum ya da sözlerini okuyorum ve o gün cumartesi oluyor. çogarip.
Aynalardan kaçarken
Özlenmeyi beklemek
Ne kadar acı ne kadar komik
Ve bana ait deÄŸilmi
Gülme incinirim
bu dizeleriyle de beni benden alır.
- havada bahar kokusunun esmesiyle evlerden kaçılan günlerden ilkidir. ikincisi de hemen arkasından gelen canım pazar günü. soğuk kış günlerinin ardından sözlüğü boş bırakmayı bile göze alıp sokağa çıkılır. bazen de çıkılmaz, çıkılamaz, içde ukde bırakır...
- her zaman feridun düzağaç'tı. bu gün belki biraz mfö.
bu sabaaaahh yaÄŸmur vaar istanbuldaaaaaaaaaaa...
kapalı perdeler... dolu küllük... yedek bir paket sigara...
pakedin üstünde bir resim... resimde bir çift. oğlan çüksüz. kız kezban.
sigara içmek kan akışını yavaşlatır ve cinsel iktidarsızşığa neden olur.
ve yağmur sesi... iyi bilinir bir cumartesi günü yağmurun sesinin ne anlama geldiği. çinko bir tente üzerine düştükçe yalnızlaşan hayatlar. başka insanlar, başka şehirler, başka ülkeler, başka hayatlar... hepsinden ve her şeyden arta kalan bir yalnızlık. git gide artan ve hep bir başına kalan...
sahi ya anlam değiştirebiliyordu cumartesiler bir zaman. kurdun kırmızı başlıklı kızın büyükannesinin yerine geçtiği gün bir cumartesi değil miydi?
masal anlatmaktan vazgeçmek mi? neden??? kimse anlamıyor diye mi?
değişen masallar insanları da değiştirir mi? sanmam... değişmiyor işte. yine cumartesi. aynı soğuk aynı hazan. ha bir de bu sabaaaahh yağmur vaar istanbuldaaaaaaaaaaa....
birden fazla şey sanmıştım kendimi. sanırım hala da sanıyorum. ne kadar acı? ne kadar komik? ve bana ait değil mi?
çinko tentenin üstünde patlayan sonsuz kahkaha. esen rüzgarı artık hissetmiyorum. sanırım donuma kadar ıslandım kahkahalarla...
martılar mahsun oldu onlar bile anladılar. sahi ya, martılar ne zaman ağlamaktan vazgeçtiler? hangi vapurdu o? üsküdar mı? kadıköy mü? bana sorsalar ada vapuru olsun isterdim ama olmadı neyse.
hem benim kahvem nerde? cumartesi günü kahvesiz ve yağmurlu olabilir miymiş? bilmezdim...
bakılmazmış aynaya cumartesi günleri. çok küçükken öğrettiler bunu. bakılamazmış. konuşulmazmış aynalarla. aynalar konuşmazmış. kim öğretti bunu bana? hanginiz???
bu gün çinko tenteyle birlikte kafatasımı döven kahkahalar yüzünden kafamın içinde hiç bir yer rahat değil, kafamın içindeki her yerdeki her şey rahatsız.
arada duyar gibi oluyorum karanlıktaki kahkahaları. sanırım bu da sadece bir sanrı. o karanlıkta hiç bir şey gülemez çünkü. keşke gülebilseniz de gülme incinirim diyebilsem içli içli. hala varsınız ama hala hiç incitemediniz.
sahi ışık karanlığı alt ederdi değil mi? öyle öğretmişlerdi bana. hatırlamıyorum kim öğretti ama yanlış öğretmişler. kara delikler varmış ışığı yutan. ışığı boğan.
çinko isyan ediyor kahkahalara. taştan daha sert bir kafa içten içe bıyık altından gülüyor. isyan etmiyor inatla kahkahaları dindirecek bir isyan çinkoyu da rahatlatır elbet. karanlıkta bir çift göz... dimdik bana bakıyor. kafamın içinde bakışlarıyla bir daha içeri giriyor. daha derine... daha derine... bir göz kapayıp açma süresinde ve yakınlığında isyan. çinkoyu rahatlatacak, kahkahaları dindirecek isyan. bir abide gibi, büst gibi, heykel gibi, mermer gibi orda duran karadeliklere hükmeden bir çift göz... boyun eğmeyen, durmayan, dinmeyen bir asilikte ve asillikte. emrediyor... itaat et, boyun eğ, yenik düş, pes et... direndikçe hızlanan kahkahalar, ağlayan çinko tente, acı çeken ruh ve direnmeye devam eden bir hasta... mezardan çıkamamış, büyüyememiş yaşlanamamış bir çocuk.
aynada bir çift göz. bakışları gittiği yerden de uzak... sahi nereye gitti o? ne kadar uzak olabilir ki? bir insan uzaklığı? bir şehir uzaklığı? bir ülke uzaklığı? bir hayat uzaklığı? pislik hala sıcak fazla uzaklaşmış olamaz... koşun! yakalayın!!!
şu karanlığa baktınız mı? orda olabilir mi?
karanlığın bekçisi ve çiftçisi bir çift göz. durmuş bakıyor öylece.
gece inmiş ses gelmiyor kümesten... iyi nişan alırdı o gözler. çok canım sıkılıyor...
- bir şarap markası.
- yarım gün çalıştığım için sevilesi gün.
pazarları o kadar sevemiyorum. sebep:
1- babanın evde olması.
2- yarın pazartesi, aman bugünü iyi değerlendireyim diye panik içinde akşam olması ve günü değerlendirememek.
- beş gün iş yerinde çalışan insanın, evde çalışma iş günüdür.
etrafı topla, çamaşır yıka, ütü yap, yemek yap. yazarken kolaymış gibi duruyor da eyleme geçince hiç de öyle olmuyor. allahtan çocuk büyük onunla uğraşmaya gerek kalmıyor. akşama halin kalırsa dışarı çıkıp tüm haftanın yorgunluğunu atmaya çalış onda da yorgunluktan uykun gelir hiç bir şey anlamazsın.
nerede tatil, neresi tatil?
- fazlasıyla hakettiğimi düşündüğüm gün.
boş durmuyorum tabi yine de, hasretini çektiğim en keyifli aktiviteyi yapıyorum; (bkz: tembellik)
- hafta sonu olmasına rağmen çoğu kişinin işte yarım gün * çalışarak geçirdiği, benim gibi işe gitme mecburiyeti olmayanların da evin işlerine harcadığı gündür. Pazar günü bari dinleneyim dersiniz bu günün sonunda ama nedense pazarları da hep bişeyler çıkar ve bi bakarsınız pazartesi gelmiş "öfff gene kalk sabahın köründe..."